Şiddetsiz bir dünyayı kendi ellerimizle inşa edeceğiz!

Şiddet, egemenlerin elinde sıkça kullanılan hakimiyet araçlarından biri olarak hep süregeldi. Bir bütün haksızlıklar üzerine kurulan egemen erk, şiddetini, kendisi gibi düşünmeyen, davranmayan tüm muhalif, sosyalist, devrimci ve komünist kesimlere yöneltti. İşte ondandır ki kadına yönelen şiddet ezilen sınıfa ve öncülerine yapılan şiddetten bağımsız ele alınamaz.

Asırlardır iradesi, kişiliği ve kimliği yok sayılan kadınlar, hem egemen erk’in hemde onu çepeçevre saran aile bireyleri ve yakın çevresindeki erk anlayışlarında sürekli hedefi haline geldi. Tam da bu nedenden dolayı kadının kurtuluşu ve şiddetsiz bir yaşam ezilenlerin kurtuluşundan bağımsız ele alınamaz. İşte bu bilinçle MIRABEL kardeşler Dominik Cumhuriyeti’nde Trujilo diktatörlüğüne karşı; hem direnişçi, hem de kadın olarak direnişlerini bir kelebeğin ışıklı yolunda tarihe yazdılar. Onların dalgalandırdığı bayrak bugün özgürlükleri için direnen kadınların ellerinde.

Kadınların “Hayır”ları çoğaldıkça, güçlendikçe gerici iktidarları rahatsız ediyor. Egemenler, iktidarlarını tehlikeye düşürecek her durumda “Başka bir dünya mümkün” diyen bütün kesimlere yönelik pervasız bir şiddet uygulamaktadır. Tam da Ekim devriminin 100. yılında bu slogan çok daha anlamını buluyor. Kadınlar kendi devrimi için kapitalist sömürü sistemine, patriarkal, gerici ahlak ve cinsiyetçi anlayışa,görünmeyen emeğin sömürüsüne ve dünyanın bir çok yerinde yaşatılan devlet terörüne HAYIR diyorlar.

Ortadoğu ve Türkiye-Kuzey Kurdistan coğrafyasında toplu katliamlar gerçekleştirip, toplumda şiddeti rutin bir hale getiren AKP iktidarı, müftülere nikah kıyma yetkisi gibi gerici yasalarla, medya aracılığıyla toplumu “islam devleti”ne alıştırmakta. Kadınlara yönelik toplumsal algıyı değiştirme siyasetiyle kadını “terbiye” ederek “islamiyete uygun aile kurumu” da güçlenmiş olacak. Kadınlar bu siyasati teşhir etmek için sokakta. Sokaklar şiddetle yasklansa da “İnadına direniş” bilinci devam ediyor.

Avrupa ülkelerinde de kadına şiddet azımsanmayacak durumdadır. Cinsel saldırı ve göçmenlere yönelik ırkçı politikalar daha açık sokağa yansıyor. Kadın emekçileri yoksullaştıran ekonomik kaygı bir baskı biçimi olarak da gündelik yaşamın içinde yerini buluyor.Ancak egemenlerin şiddeti de gerici yasaları da her zaman baki olamayacaktır. Bunun en güzel örneğini Polonya ‘lı kadınlar “benim bedenim benim kararım” diyerek kürtaj yasasında hükümete geri adım attırdılar ve görkemli direnişleriyle tüm dünya kadınlarına örgütlü kadın gücünün zaferini göstermiş oldular. Fransa`da sokağa taşan ve binlerce protestocunun, kadınlara yönelik tacizi protesto eylemi sanal basında geniş yankı buldu. Bu eylemin sonucunda Fransa Hükümeti cinsel saldırıları “suç” kapsamına alarak yasaların yenilenmesini tartışmaya açmak zorunda kaldı. Kadınlar şiddete karşı farkındalık yartamaya devam ediyor.

Ve biz kadınlar sonuç olarak şunu cok iyi biliyoruz ki; karşımızdaki gerek örgütlü devlet şiddetine karşı olsun, gerekse de bireysel şiddete karşı–ki bireysel şiddeti de doğuran erk- egemen sistemdir – kurtuluşumuzu ve özgürlügümüzü ancak ve ancak örgütlü ve birleşik gücümüzle sağlayabiliriz. Bu bilinç ve coşkuyla tüm emekten ve özgürlükten yana olan kadınlarımızı saflarımızda örgütlenmeye, sesimize ses katmaya çağırıyoruz.

-ŞİDDETSİZ BİR DÜNYA, BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR!
-BEDENİMİZ, İRADEMİZ VE KARARLARIMIZ BİZE AİTTİR!