Christoph Sydow: Savaşa katılmak kolaydır, ama savaştan çıkmak zordur

KÖLN – Christoph Sydow, Freien Universität Berlin’de İslam Bilimleri ve tarih okudu. 2005 yılında Yakın Doğu ve Orta Doğu konularına yer verilen internet blogu “Alsharq”ı kurdu. 2009’dan beri “Zenith Zeitschrift für den Orient”in (Zenith- Orient Dergisi) redaktörülüğünü yapıyor. Aynı zamanda 2013 yılından beri Almanya’nın önemli politika dergisi Der Spiegel’in politika bölümünde redaktör olarak çalışıyor. Gazete Duvar için Christoph Sydow’la Suriye savaşını, Afrin’i, Türkiye’nin bölgedeki olası planlarını, Rusya, Esad ve ABD politikalarını, Kürtlerin Suriye’deki pozisyonunu, Almanya-Türkiye-AB ilişkilerini Almanya’daki Kürtleri ve Türkleri konuştuk:

Türkiye’deki muhalefet, AB ve Almanya’nın özellikle Erdoğan’ın politikasına karşı tutum almasını bekliyor. Ama beklenen tutum ortaya bir türlü çıkmıyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu beni şaşırtmıyor. Çünkü Almanya’nın ve AB’nin politikası böyle şekillendi. Angela Merkel, mecliste yaptığı konuşmasında, AB’nin Türkiye’yle göçmenler konusunda yaptığı anlaşmaya sadık kalınacağını açıkladı. Bu da Avrupa’ya daha çok mültecinin gelmesini engelliyor ve Merkel için en önemli şey. Ancak aynı zamanda Türkiye’nin Afrin’e girmesini de yargılıyor, fakat buna karşı girişimlerde bulunmuyor. Yaptığı tek şey konuşmak. Çünkü Almanya’ya gelen bir milyon sığınmacıdan ve daha çok gelebilecek insandan dolayı Merkel, Erdoğan’a bağlı.

Evet, Erdoğan AB ve Almanya’nın Suriyeli göçmenler konusunda Türkiye’ye ödenecek paranın bir türlü verilmediğini hemen her konuşmasında vurguluyor. Ayrıca AB’yi, “yeterli” sayıda göçmen kabul etmediği için de eleştiriyor. Bu eleştirileri sizce haklı mı?

Açıkça söylemek gerekirse, Avrupa Birliği’nin Erdoğan’a ne kadar para alacağı, ne kadarının verildiği ve ne kadarının açık kaldığı konusunda bir şey bilmiyorum. Ayrıca Türkiye’nin üstlendiği bu görevle ne kadar mültecinin Türkiye sınırlarını geçmekte engellendiğini de bilemiyorum. Erdoğan bu konudaki sayıları abartıyor mu bilmiyorum, ama Avrupa’ya bırakmadığı sığınmacıları koz olarak kullandığı aşikar: “Eğer beni çok veya sert eleştirirseniz, ben de mültecilerin Yunanistan yolunu açarım. O zaman görürsünüz beni yermek neymiş” diyor.

Gözlerimizi Türkiye’nin batısındaki sorundan, güneydoğusundaki soruna çevirecek olursak: Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye yaptığı askeri operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Spiegel’de Pazartesi günkü yazımda belirtmiştim, Erdoğan bu savaşla kendisinin ve Türkiye devletinin bölgedeki önemini vurgulamaya çalışıp, gövde gösterisinde bulunuyor: “Biz bir küresel oyuncuyuz ve Orta Doğu’nın vazgeçilmez partneriyiz” demeye uğraşıyor. Bence bu tavrıyla milliyetçiliği tırmandırmayı veya milliyetçilerin desteğini, oylarını toplamayı amaçlıyor. Böylelikle içerde kendi popülerliğini arttıracağına ve dışarıya karşı Türkiye’nin Suriye Savaşı’ndaki önemini daha iyi vurgulayabileceğine inanıyor ve Rusya, İran ve İsrail gibi bölgedeki büyük oyuncuların yanında kendisinin de söz sahibi olabilmesi için, oynadığı oyunda bankoyu arttırıyor.

Türkiye, Menbiç’e girmek istiyor. Fakat orada ABD askerleri var. ABD ve Rusya Türkiye’nin Menbiç’e girmesine izin verir mi?

Bu konuda bir şey söylemek güç, çünkü Trump’ın Suriye konusunda ne yapacağı belli değil. Şu anda ABD’nin buna izin vereceğini düşünmüyorum. Türkiye’nin ilk etaptaki hedefi Afrin’i ele geçirmek, ardından kontrolü kalıcı olarak sağlamak. YPG, gerilla savaşı başlatacağını açıkladı. Hani denir ya: “Savaşa katılmak kolaydır, ama savaştan çıkmak zordur.” Bu lafı Türkiye’nin iyi bellemesi gerekir. Ben Türkiye’nin Menbiç yönünde ilerleyeceğini zannetmiyorum. Sadece yinelenen bir tehdit olacaktır şimdilik. Ayrıca Donald Trump’ın John Bolton’u güvenlik danışmanı yapmasının ardından olayların ne yöne ilerleyeceğini beklemek gerekiyor: Hatırlarsanız Bolton, 2016 yazındaki darbe girişimini oldukça olumlu karşılamıştı. Önümüzdeki zamanda Bolton’un Beyaz Saray’daki ağırlığını göreceğiz. Ancak Türkiye Ordusu’nun Menbiç’e ilerleme arzusuna Amerika’nın olumlu yaklaşacağını zannetmiyorum.

Peki bu satranç oyununda Rusya’nın nasıl bir yol izleyeceğini bekliyorsunuz?

Rusya’nın bu konuya bir itirazı olacağını düşünmüyorum, çünkü Rusya iki ülke arasında anlaşmazlık çıkmasına her zaman sevinmiştir. Eğer Türkiye’yle Amerika (veya ABD müttefikleri) arasında Menbiç yüzünden çatışma çıkacak olursa, Putin sadece seyretmekle yetinecektir, çünkü bu durum Rusya’nın Guta, İdlib ya da başka yerlerde işlediği savaş suçlarından ilgiyi başka yöne çekecek.

YPG Afrin’den çekildi şimdi sizinle konuşmadan az önce de PKK’nin Şengal’den çekildiği haberi geldi. Bu bir taktik mi? Siz nasıl görüyorsunuz?

Sanırsam şimdilik geri çekilip beklemenin daha akıllıca olduğunu anladılar. Daha sonra Türkiye’yi bir gerilla savaşına çekmeye çalışacaklardır, çünkü bu açık meydan muharebesinden daha akıllıca. Benim bölgeden aldığım haberlere göre, militanlar Afrin’den, çatışmayı sürdürmenin bir şey getirmeyeceğini düşündüklerinden geri çekildiği yönünde. Eğer Afrin mahalle mahalle, ev ev savunulacak olsaydı, şehir tamamen yok edilecekti. Geçmişten Kürtler biliyorlar ki, Türkler asker kaybı oldukça daha çok asker sevk ediyor, daha güçlü saldırıyor. Türkiye’nin şu anki pozisyonda baskın güç olacağını kabul etmiş olmak, çekilmeyi destekleyen unsurlardan biri oldu. Bence şimdilik geri çekilmek, yeni bir taktik kurmak, onların açısından akıllıca oldu.

Sivil kayıpları engellemek için de geri çekilme gerçekleştirildi deniyor.

Evet, olabilir. Ancak bu propagandanın parçası da olabilir. Sivilleri mi sakınmak yoksa taktik kendilerini mi kurtarmaktı, bunu zaman gösterecek.

 Sizce Afrin’den sonra Türkiye’nin bölgedeki politikası nasıl olur?

Bugünkü tablodan yola çıkarsak Erdoğan’ın intibası, kendisinin hemen her şeyi yapabileceği yönünde. Aslında birazda eli rahat şimdilik bu konuda. Ancak bir zaman gelecek, Erdoğan da, Suriye ve Irak topraklarının Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olduğu zamanları hatırlatmak ile mevzubahis bölgeleri bizzat almanın iki farklı şey olduğunu kabul etmek zorunda kalacak. Yine aynı şekilde kabul etmek zorunda kalacağı şey, “Fırat Kalkanı Harekâtı” ya da “Zeytin Dalı Harekâtı” gibi askeri operasyonlarla komşu ülke topraklarına girerek kimi adımlarda bulunulabilmesine karşın, bölgeyi uzun vadeli elinde tutma hayallerinin imkansız bir hedef olduğu, çünkü Rusya’nın buna seyirci kalmayacağıdır.

Almanya veya AB’nin bundan sonra Suriye’de olacak gelişmelerle ilgili tutumu ne olur? Türkiye Menbiç’e girerse daha sert eleştirilir mi? Yoksa şu andaki gibi sadece “kaygı duyuyoruz” demekle mi yetinirler?

“Olanları yargılıyoruz” ya da “Bu yapılanlar uluslararası hukuka aykırıdır” gibi söylemleri yetkili makamlardan çok duyduk. Bu ayardaki lafların ötesine nasıl geçilebileceğini kurgulayamıyorum ve bu duruştan doğacak somut adımlar beklemiyorum: Yani bu cılız seslerden yola çıkarak AB-Türkiye mülteci antlaşmasının feshedilmesini olasılık dışı buluyorum. Alman hükümeti öncelikle kendi vatandaşlarının veya Deniz Yücel gibi çifte vatandaşların Türkiye’de rehin alınması ihtimalini de göz önünde bulunduruyordur.

Peki tüm bu olup biten karşısında Esad ne yapacak? Önümüzdeki haftalarda Doğu Guta’yı tamamen kontrolü altına alması bekleniyor.

Ondan sonra İdlib’in ne olacağına bakılacak: Belki Esad yönetimindeki Suriye ile Türkiye arasında bir anlaşma olacak ve bunun sonucunda da İdlib, Türk kontrolüne geçecek ve orada başkaldıran tüm asi gruplar orada yoğunlaştırılacak. Türkiye, Suriye topraklarında kurulacak bir kamptan geçici olarak sorumlu olacak. Ama Esad bu durumu kalıcı olarak kabul eder mi, bu plana Putin ne der, yanıtlamak güç. En azından orta vadeli bir çözüm olarak Esad bu işe razı gelecek, o da biliyor ki İdlib uzun bir süre daha kendi kontrolü altında olmayacak. Bu zaten geçmiş haftalardaki İdlib’e ilerleyişini durdurup, Doğu Guta’ya yönelmesinden de görüldü. Önümüzdeki zamanda bunun böyle kalacağını düşünüyorum.

Almanya toplumu Türkiye’nin antidemokratikleştiği eleştirileri hakkında ne düşünüyor?

Tüm halk tek bir ağızdan konuşmuyor tabi. Ancak anket sonuçlarına bakınca, Almanya’da halkın çoğunluğunun, Türkiye’deki gelişmeleri tedirginlikle izlediğini ve hayal kırıklığına uğradığını görüyoruz. Erdoğan işbaşına geçtikten sonra, 2000’li yılların başında halk, “İslam’la demokrasiyi bağdaştırabilen biri geldi” düşüncesine eğilimliydi. Sonra bunun bir yanılgı olduğunu gördü: 2008-2009’da Erdoğan değişti ya da o dönemle gerçek yüzünü göstermeye başladı. Sanırım o zamandan itibaren yaptıklarına anlayış gösterilmemeye başlandı. Almanya halkında oluşan bir diğer hayal kırıklığı da, Almanya’da yaşayan Türkiyelilerin, Erdoğan’ı eleştirmemeleriydi: Onların Erdoğan’a verdiği desteğe hem şaşırıyor hem de kızıyorlar. Bunun en güzel örneklerinden biri de, geçen yıl yurt dışında da gerçekleştirilen referandumda, Türkiye’dekinden daha büyük desteğin Almanya’da yaşayan Türkiyelilerden gelmiş olmasıydı. “Siz burada demokratik bir hukuk devletinde yaşıyorsunuz, ama orada, bunların tam tersini yürüten birisini destekliyorsunuz.” Bu çelişkiyi sorgulayan Almanya halkı, doğal olarak olanlara eleştirel yaklaşıyor.

Almanya medyasında, Türkler ve Kürtler arasındaki çatışmalardan bahsediliyor ve bunların daha da artacağı tahminlerine yer veriliyor. Bununla birlikte Kürtler, bayrak, slogan ve yürüyüş yasaklarıyla Alman hükümetinin onları kriminalize etmeye çalıştıklarını düşünüyorlar. Siz bu konulara nasıl bakıyorsunuz?

İki tarafı da anlıyorum; bir tarafta Kürtler, Suriye’nin belirli bölgelerinde barışı getirebilmiş ve koruyabilen, orada demokratik bir oluşum kurup, bunu insan hakları çerçevesinde savunabilen YPG’nin bayraklarını taşımak istiyor bunu anlıyorum. Öte taraftan silahlı eylemler gerçekleştirmiş olan bir örgütün sembollerini yürüyüşlerde taşıdıklarında Türklerin tepki göstermesini de anlıyorum. Ancak önemli olan, bu çatışmanın diyalogla çözülmesi; şiddet göstermeden, her ne kadar DİTİB’in yaymaya çalıştığı düşünceler kabul edilir olmasa da, bence yine de Diyanet binalarının ateşe verilmemesi, tahrip edilmemesi gerekir.

Gazete Duvar