Din, devlet ve kız çocukları

KÖLN – Sekülerizm anlayışının özelliği, devletin kendisini, dünya görüşleri karşısında tarafsız olarak görmesidir. Devletin resmi dini olmadığı gibi, devlet ülkede var olan dinlere karşı tarafsız davranmak zorunda. Devlet, tarafsızlığıyla insanların inançlarına müdahale edemeyeceği gibi, bireylerin inançlarına da saygılı. Dini inançların özgürce gelişme ve ifade edilme koşulları, siyasi ve hukuki olarak güvence altına alınmıştır.

Ancak Federal Almanya sekülerizminde din tamamen devletten bağımsız, tamamen bireysel bir alana itilmiş değil. Tam tersine, dine bireysel ve toplumsal alanda faal olma hakkı tanınmıştır: Toplumda sosyal hizmetler alanında en büyük pay kiliselerdedir. Devletin halka gerekli sosyal hizmeti sunamadığı yerlerde, devletten bağımsız kurumlar -özellikle de dini kurumlar- etkinlik göstermektedirler. Faaliyetlerinin süreklilik arz edebilmesi için de devlet tarafından mali destek alırlar. Sadece Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde hastane, yuva, huzurevi vb. gibi kurumların neredeyse yüzde sekseni kiliselere aittir. Burada çalışanlar bizzat kiliselerin koyduğu kurallar çerçevesinde çalışmaktadırlar. Kiliseye üye olan kişilerin kiliseye ödedikleri vergi de, bizzat devlet tarafından diğer vergilerle birlikte kesilir. Üniversitelerdeki teoloji bölümlerindeki akademisyenleri yine kiliseler kendileri belirler.

Buradan yola çıkarak Almanya’daki İslam da şu anda burada devlet içerisinde bir konum edinmeye çalışıyor: Toplumsal ve siyasal eşitlik talep edildiğinden, aşırı sağcılar da dahil, her türlü siyasi partiyle uzlaşı arayışı içerisindeler -yer yer de başarılı oluyorlar. Daha düne kadar Gülen cemaatinin dil kursu veya özel okullarına ünlü Alman siyasiler destek verip, etkinliklerine katılarak, ‘dinlerarası diyalog’ projesinin ne kadar muhteşem bir fikir olduğunu savunuyorlardı.

Günümüzdeyse en aktüel olan, Ankara’nın Türk-Müslüman kurumlar üzerindeki otoritesi. Ankara buradaki Müslümanların sözcüsü rolünü DİTİB üzerinden üstlenmeye çalışıyor. Her ne kadar zaman zaman sert eleştirilere maruz kalsa da, DİTİB’in aldığı devlet yardımı kesilmediği gibi, kimi eyaletlerde devletle ortak proje yürütmeye devam ediyor. Müslümanlar Almanya’da tıpkı kiliseler gibi kendi okul, kreş ve diğer sosyal hizmet kurumlarını oluşturma çabası içerisindeler. Kız çocuklarının yüzme dersinden veya diğer spor derslerinden muaf tutulması veya kız çocuklarının başörtüsüyle okula gidebilmeleri, bu kurumların çabalarının sonucunda hayata geçirildi. O zamanlar bu kurumlara destek vererek bu kararların hayata geçirilebilmesini sağlayanlar, Almanya siyasi partilerinden değil miydi? Kız çocukları için iyi bir şey yaptıklarını mı sanıyorlardı?

Devletin sekülerizmiyle din iç içe geçince, dinler toplulukları aracılığıyla toplumsal ve siyasal bir öneme de kavuşuyorlar. Orta Doğu ülkelerine yabancı bir konu değil bu. Almanya’da birkaç yıldır başlamış olan, son zamanlarda da gündemden düşmeyen İslam tartışmalarına buradan da bakmak gerekiyor.

Hıristiyan Sosyal Birliği’nin (CSU) Genel Başkanı ve aynı zamanda Federal Hükümet’in İçişleri Bakanı Horst Seehofer’nın Almanya’nın gündemine taşıdığı “İslam Almanya’ya ait değildir” tartışması devam ederken, bu hafta buna ek olarak önümüzdeki günlerde muhtemelen çokça gündem olacak yeni bir tartışma konusu, Kuzey Ren Vestfalya eyaleti Hür Demokrat Parti’li (FDP) Entegrasyon Bakanı Joachim Stamp ve yine eyaletin Aile ve Entegrasyon Bakanlığı Devlet Sekreteri Hıristiyan Demokrat Birliği’nden (CDU) Serap Güler tarafından ortaya atıldı.

Her ikisi de eyalette 14 yaşın altındaki kız çocuklarının başörtüsü takmalarının yasaklanması gerektiğini açıkladılar.

Serap Güler, Batı Alman Radyo-Televiyzon’uyla (WDR) yaptığı bir röportajda “Genç bir kıza başörtüsü taktırmak, çocuğu cinselleştiren saf sapıklıktır, buna karşı net bir pozisyon almalıyız” dedi. Joachim Stamp, “Elbette, her kadın başörtüsü takıp takmamaya kendisi karar vermelidir. Ancak kendi kaderini tayin hakkı çocuklar için henüz geçerli değildir, bunu yapmaya teşvik edilmemelidirler. Bu nedenle başörtüsünü din seçebilecek yaşa gelene kadar kontrol etmeliyiz” diye konuştu.

Güler de, Stamp’ı destekleyerek “Başörtüsü takan genç kızlar giderek daha fazla görünür hale geldiler. Öğretmenler, ilkokullarda başörtülü ve yedi yaşındaki kız öğrencilerin sayılarının giderek arttığını gözlemliyor. Hatta az da olsa yuva çocukları arasında bile başörtülüler var. Kızlar, başörtüsü takmak isteyip istemediklerine dini rüştleri oluşunca, özgürce karar verebilmelidirler” dedi.

Bir başörtüsü yasağı kararının çıkması, hem Almanya siyaseti ve bürokrasisi içerisinde hemen mümkün değil, hem de bu yasağa hükümet partilerinin destek vermesi pek olası değil. İlerde bu tartışma nereye evrilecek göreceğiz, ancak 14 yaşına gelene kadar kız çocuklarına başörtüsü yasaklama, sorunlara derman olmayacak yüzeysel bir öneri, çünkü toplumlar veya toplum parçaları iç içe değil, birbirine paralel yaşıyorlar. Eğer gerçekten Almanya siyasilerinin derdi -kız veya erkek fark etmez- çocukların özgürlüklerine sahip çıkmaksa, eğitim politikası ve uyum politikalarını tüm muhatapları ve konunun uzmanlarıyla, pratik alanda entegrasyon kurumlarında çalışanlar ve sivil toplum örgütleriyle yeniden gözden geçirmek zorundalar!

Almanya’da dinle bağlantısı olmayan Türkiyelilere ve diğer göçmenlere ait birçok demokratik kurum mevcut ve devletin onlarla çalışma yürütmesinin önünde hiçbir engel yok. 2017 yılı boyunca DİTİB ile ilgili kamuoyuna yansıyan birçok sorunun üstünü örten, casusluk yaptığı iddia edilen imamların Almanya’dan gitmesine göz yuman bir devlet, hala bu kurumla eğitim projeleri yürütmeye devam ederken, ortaya attıkları çocukları koruma iddialarının hiçbir inandırıcılığı da yok!

www.gazeteduvar.com.tr