Koca bir dünya, küçük bir ülke de kaybetti

KÖLN – Suriye’de yaşanan savaşın tarihsel gelişimi Batı’nın bakış açısıyla görüldüğünde, iflasların, beceriksizliğin ve politikasızlığın öyküsü gözler önüne serilir. İttifak halinde görülen devletlerin herhangi ortak bir planı olmayınca her şey ters gitmiş oldu. Batı’nın, Nobel Barış Ödülü sahibi eski ABD Başkanı Obama’nın gönülsüzce ve gerçekte bir planı olmaksızın girdiği savaşta, pek bir gücü kalmadığı görülüyor.

Theresa May, Emmanuel Macron ve Donald Trump’ın, Barack Obama’nın girdiği çıkmaz sokakta ne yapacakları sorusu güncelliğini koruyor. Gerçek şu ki, Moskova, Tahran ve Şam’ın ittifakı, Esad’ı bölgede giderek daha çok alanı kontrol altına almayı sağladı.

Almanya basını ABD, Fransa ve İngiltere’nin Esad’ın kimyasal silah programına karşı hava saldırılarını, Batı’nın ve özellikle de ABD’nin Suriye meselesi hakkındaki fiili güçsüzlüğünü yansıttığı görüşünde birleşiyor.

Ancak bir anda Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Suriye ile ilgili beklenmeyen çıkışı, Almanya’nın dış politikası açısından, Angela Merkel ve yeni Dışişleri Bakanı Heiko Maas (SPD) için çözülmesi gereken bir problem oldu. Fransa Cumhurbaşkanı’nın Suriye’de attığı askeri adımın durumu daha da güçleştirdiği ortada.

Merkel, her zaman olduğu gibi Fransa’nın aldığı kararla ilgili bir açıklama yapmadan önce günlerce bekledi ve geçtiğimiz Perşembe günü, Almanya’nın bir askeri harekata katılmayacağını duyurdu. Bu tavrı hem Trump’a bir işaretti hem de en önemli Avrupalı partneri olan Macron’a: Berlin, Batı müttefiklerinin karşısında durmayacak ama desteklemeyecek de.

Almanya’da, Fransa’nın Suriye ile ilgili aldığı askeri müdahale kararı, Macron’un ülke içerisindeki sorunlarına işaret edilerek konuşuluyor. Fransız Cumhurbaşkanı’nın sert ve üzerinde az düşünülmüş reformları, ülkede büyük protestoları ve grevleri beraberinde getirdi. Bu nedenle de Macron baskı altında ve oynadığı savaş kartıyla ilginin başka yöne çekileceğini umuyor. Berlin, Fransa’nın Suriye’ye müdahale kararında da Macron’un etraflıca düşünmediği kanaatinde. Perşembe günü Macron Berlin’e geliyor -acilen ihtiyaç duyulan kısa bir ziyaret, çünkü Almanya ve Fransa ilişkileri AB eksenli dış politikada, özellikle de işin içine askeri adımlar girince oldukça zorlanıyor.

Almanya, ABD Başkanı’nın belirsiz Suriye politikasının ve askeri güç kartını oynayan Fransa’nın tavırlarının yanında soğukkanlı durmayı en doğru seçenek olarak görüyor.

Genel olarak Almanya’nın hiçbir zaman Suriye için uygulanabilir bir stratejisi olmadı. Bunun yan ısıra Almanya, Suriye’den gelen göçmenleri de kontrol altında tutamıyor. Nihayetinde Almanya 1. devlet kanalı ARD’nin “Panorama” programıyla “STRG-F”in ortak araştırmaları, birçok Suriyelinin, ailelerini Almanya’ya getiremedikleri için Yunanistan üzerinden Türkiye’ye kaçtığını ortaya çıkardı. İşin ilginç olan tarafı, Almanya’nın konuyla ilgili kurumlarının konudan haberdar olmayışları: Almanya Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), geçtiğimiz yıl ortadan kaybolan yaklaşık 4 bin Suriyeli’den Türkiye’ye gidenler olabileceği görüşünde.

Almanya İçişleri Bakanlığı’nın bile durumla ilgili bilgisi yok. Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Panorama programındaki röportajında, “Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye yasal biçimde gitmesine izin verilmesinin önü açılmalı” önerisini reddediyor. Almanya’yı terk etmek isteyenin, sadece bildirerek Almanya’dan çıkıp gidebileceğini ve Almanya’nın özgür bir ülke olduğunu vurguluyor. Oysa bu insanlar seyahat özgürlüğü talep ettikleri için yine ölüm riskini göze alarak yola çıkmıyorlar. Almanya’nın insanlara ailelerini de getirmeye izin vereceğinin sözünü verdiği halde bunu yerine getirmediği ve insanlara burada ortak, saygıdeğer bir yaşam perspektifi sunmadığı için geri kaçıyorlar. Türkiye ile yapılan ve zaten tartışmalı olan mülteci anlaşması da böylece daha da absürt bir hal alıyor.

Kısacası Suriye Savaşı’nda Batı, sadece stratejik olarak kaybetmedi, mülteci hakları, insan hakları konusunda da tamamen başarısız oldu. Tüm bu tepinmeden geriye, ilerleyen zamanda sıkça sinemaya, kitaplara konu olacak trajik insan hikayeleri kalacak.

Artık Batı’nın Rusya’yı belli ekonomik zayıflıkları olsa da bölgede güçlü bir oyun kurucu olduğunu, İran olmaksızın bir çözüme varmanın imkansız olduğunu ve Esad’ın düşürülemeyeceği gerçeğini kabul ederek bir çözüm üretmeleri gerektiğini görmesi gerekiyor. Sıkışmışlıklarını hala askeri müdahalelere kurtarmaya çalışmaları, dünya politikasında daha da tehlikeli aktörlerin devreye girmesinin önünü açıyor.

www.gazeteduvar.com.tr