Yan gelip yatan kadınlara süresiz nafaka ödeyen erkekler efsanesi – Av. Selin Nakıpoğlu

Son dönemde boşanma sonrası nafaka kavramı çok tartışılan bir konu haline geldi.

Konunun detaylarına girmeden evvel ifade etmek isterim ki, ülkede sanki kadına ve çocuğa yönelik şiddetin sayısının her bir mecrada, ve her gün yükseldiği gerçeği gün gibi ortada değilmiş gibi, yoksulluk nafakasını tartışmaya mecbur bırakılmamızı erkek egemen sistemin bir dayatması olarak görmekteyim. Üstelik bağlamların bu kadar hatalı kurgulanmasının da bu dayatmanın oldukça tehlikeli sonuçlarının olacağının da habercisi olduğu açıktır.

Peki nedir bu nafaka karşıtlarının talepleri?

Özetle; Medeni Kanun Madde 175’teki ‘süresiz’ ibaresi yasadan kaldırılsın, evlilik süresiyle nafaka süresi arasında paralellik kurulsun ve nafaka süresine tavan ve taban sınırlamalar getirilsin gibi talepler.

Bilindiği gibi, boşanma ile birlikte bazı önemli sonuçlar doğmaktadır. Bu sonuçlardan biri de nafakadır. Hukukumuzda nafaka, bakım nafakası ve yardım nafakası olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bakım nafakası; tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakasından oluşmaktadır.

Medeni Kanun Madde 175 uyarınca nafaka, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa ödenir.

Biri yan gelip yatarken biri süresiz nafaka mı ödüyor?

Kanun koyucunun yoksulluk nafakasını sosyal ve etik değerlerin etkisi ile ortaya çıkarmış olduğunu da ayrıca göz önünde tutmak gerekir. Anayasa Mahkemesi 17.05.2012 tarih, 2011\ 136 E. ve 2012\ 72 K. sayılı kararında: “Yoksulluk nafakasının özünde ahlaki değerler ve sosyal yardımlaşma düşüncesi yer almaktadır” diyerek yoksulluk nafakasının sebebini anlatmıştır.

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, ister erkek ister kadın olsun, kusuru daha ağır olmamak şartıyla, geçimini sağlamak amacıyla diğer taraftan yoksulluk nafakası talebinde bulunabilecektir. Esasen en önemli kriter yoksulluğun anlamının belirlenmesidir. Kendi ihtiyaçlarını ve geçimini sağlayamayacak duruma düşen tarafın yoksul olduğu kabul edilir.

Yoksulluğa düşüp düşmeyeceği hakim tarafından detaylıca araştırılıp hükme bağlanmaktadır. Medeni Kanun yoksulluk nafakasının belirlenmesini hakimin takdirine bırakmış ve nafakanın verilmesinde belli bir süre belirlememiştir. Yani son yıllarda bir derneğin başını çektiği “boşandığım kadın yan gelip yatıyor, ben süresiz nafaka ödüyorum” gibi söylemlerin gerçek olmadığı ortadadır.

Nafaka gerçekten süresiz midir? Hayır

Çünkü Medeni Kanun Madde 175 metninde nafakanın mutlaka süresiz verileceği düzenlenmemektedir. Ayrıca takip eden Madde 176 ile de nafakanın sonlandırılacağı haller sayılmıştır. Kadının iş bulması, yeniden evlenmesi ve\veya yoksulluk durumunun ortadan kalkması ile nafaka kaldırılabilir. Tarafların mali durumlarının değişmesi ve ya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde nafaka miktarının artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

Görünmeyen emek, ne geçindiren ne de ödenen nafaka…

Sair bir önemli nokta da, sosyolojik açıdan bakmadan konuyu ele almanın eksik ve hatta yanlış olacağıdır. Çünkü toplumsal cinsiyet ve cinsiyete dayalı iş bölümünün bu kadar keskin hatlarla çizilmiş olduğu bizim gibi toplumlarda kadınların işgücüne katılım oranı oldukça düşüktür.

Toplumsal cinsiyet, çok özetle, cinsel kimliğin toplumsal kurgulanımını anlatır. Cinsiyete dayalı iş bölümü ise kadına ev içinde gerçekleştirilmesi gereken işleri, erkeğe de ev dışındaki işleri vermiştir. Kadın ev ve çocuk bakımı ile görevlendirilirken, evin geçimi erkeğin işi olarak görülmektedir. Yani kadının görünmeyen emeğini hesaba katmadan bağlamları doğru kurmak mümkün değildir.

Yoksulluk nafakasına dair tüm bu mesnetsiz söylemler bir yana, esasen nafakaya dair çözülmeye muhtaç pek çok sorun mevcuttur. Örneğin, verilen nafaka miktarları kadınları yoksulluktan kurtaracak ya da çocukların bakımını karşılayacak düzeyde değildir, nafaka ödemekle yükümlü olan erkekler gelirlerini asgari ücretten göstermek, kayıt dışı çalışmak ve malvarlıklarını başkasının üzerine yapmak gibi yöntemler uygulayarak verilen nafaka miktarını en aza indirmekte, çoğu da nafaka ödememektedir. Ayrıca nafakasını düzenli alamayan kadınların hepsi icra takibi yoluna başvurmamakta, başvuranlar ise erkeğin ikametgahını değiştirip tebligatı almaması gibi nedenlerle sonuç alamamaktadırlar.

Yanıt bekleyen sorular

Diğer bir ilginç hal de bu kadar mühim bir meseleyi veriler olmadan tartışmak zorunda bırakılmamızdır. Kim ne kadar süre-aylık ne kadar nafaka ödemiştir? Bu davaların açılma sebepleri ve münderecatı nedir? Nafaka lehdarı kadın çalışabilir durumda mıdır? Çocuklara bakmak için işten ayrılmış mıdır? Çocukların bakımını üstlenirken çalışma saatlerine uyabilecek midir? Eşit işe eşit ücret sözde mi kalacaktır? Ücretsiz kreş var mıdır, varsa yurt çapında sayısı kaçtır? gibi pek çok sorunun cevabı verilmemiştir.

Çünkü bu konuda adli veri çalışması yoktur ancak varmış gibi münferit örneklerle yasa değişikliğine gidilmesi yönünde baskı kurulmaktadır. Hatta binlerce insanın nafaka mağduru olduğu gerçekmiş gibi kabul edilip konu üzerine sempozyumlar, çalıştaylar düzenlenmekte; kimi hukuk sempozyumları ise objektif kriterlerden arı bir şekilde yönetilip, boşanmış mağdur (!) babaları selamlayarak açılmaktadır. Ama biz kadınlar Medeni Hukuk’un ruhuna aykırı, kadınların aleyhine yapılmak istenen bu düzenlemelere karşı mücadelemizi gerçeklere ve sosyoekonomik verilere dayanarak vermeye devam ediyoruz.

Bu minvalde kadının görünmeyen emeğinin hesaba katılmadan bağlamın kurulmasının eksik olacağı gibi, Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranlarını da irdelemeden konuyu ele almamız eksik ve de hatalı olacaktır. TÜİK verilerine bakınca, kadınların istihdam oranının %28 olduğunu ve çoğunlukla sosyal güvenlikten yoksun işlerde çalıştıklarını görmekteyiz, bu tablo karşısında boşanma halinde neden kadınların yoksulluğa düştüklerini de anlamanın zor olmadığı açıktır.

İşsiz ve çocuklu

Çocuklu boşanmalarda ise kadının yoksulluğa düşme oranının katlanarak artmakta olduğu sosyolojik bir gerçektir. Kadınlar, mevcut hükümetin çocuk sayısının artmasına ilişkin politikası ile daha çok güvencesiz ve yarı zamanlı işlerde çalışmaya mecbur bırakılmakta olup özellikle de kentsel alanda çocuklu olmanın ve çocuk sayısının işgücüne katılımı azaltan etkenlerden olduğu da bilinen bir gerçektir.

Sonuç olarak, nafaka konulu katıldığım sempozyumlarda ve 10 Ekim 2018 tarihinde Adalet Bakanlığı ve ASP Bakanlığı’nca düzenlenen çalıştayda katılımcı olan hukuk insanlarının beyanları göstermektedir ki, evlilik süresiyle nafaka süresi arasında doğru orantı kurulması ve nafaka süresine tavan ve taban sınırlamalar getirilmesi talepleri kabul görmemektedir. Yasa maddesinin olduğu gibi kalması, hakimin takdir yetkisiyle sürdürülmesi yaygın olarak ortaya çıkan görüştür. Belki de en önemlisi  “süresiz nafaka” kavramsallaştırmasının Medeni Kanun’un ruhundan uzaklaşmak anlamına geldiği üzerinde hem fikir olunmuştur.

Kadın hareketinin uzun senelere dayanan mücadeleleri ile elde edilmiş kazanımlarından biri olan nafaka hakkı cinsiyet eşitsizliğini giderme, eşitliği sağlama çabalarına ilişkin olan mekanizmalardandır.  Devletin ise yürürlükteki yasal kazanımlara dokunmayıp, kadınların nafaka konusunda karşılaştıkları sorunlara dair seslerini duyması ve mağduriyetlerinin telafi edilmesine ilişkin çalışmalar yapması elzemdir.

Kaynak: sendika.org

gazetepatika8.com