Sancı Dergisi Yazı Kurulu üyesi Duygu Kıt’dan mektup var

Geçtiğimiz Kasım ayında SMF İstanbul örgütlülüğüne yapılan siyasi operasyonda gözaltına alınıp tutuklanan Sancı Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Yazı Kurulu üyesi Duygu Kıt gazetemize mektup yolladı.

Mektup şöyle:

B -6’dan selamlar

Gün başlıyor kente. Aydınlık emeğin kirpiklerinde titriyor önce. Binlerce evden Yenigün’ün ılıklığı yayılıyor. Ne kadar saklanmak istense de bizim ‘unutma bahçemiz’ olan havalandırmaya düşüyor ışık dans ederek. Kumruların yuva yapacağı pencere önlerini, saçak atlılarını temizleyen, yeryüzünün bütün kötülüklerini, küresel karanlığı her gün adımlarıyla yuvarlayan, şeffaflığı ince ince duvarlara asan kadınlar da uyanıyor.

Haklarında her türlü hikayelerin anlatıldığı işçilerin, köylülerin, avarelerin, çocukların, su yorumcularının, hayal gücü iktidara diyenlerin de uyandığı gibi.

Hayallerini, inadını ta Kaf Dağı’ndan buralara kadar uçurup terini sarayların zulmünde, Yusuf’un kör kuyusunda parçalayan Hiyem ve Zeyno duvarların harcına, mazgalın demirine yerleştiriyorlar kendilerini.

Karayel’in soğuğunu ve gücünü ellerinde saklayıp, yazın buz gibi sularına ılıklığına, geyiklerin gözlerine tanıklık eden Elif ve Xece geliyor sonra. Güngörmüş bilgeliğiyle savaş cephelerinde direnişi ve sanatı duygunun ve inancın en sade, en güçlü haliyle anlatan Zuhal ve Serpil selamlıyor sonra bizi. Nemrud’un ateşini gelincik tarlasına çevireceklerine dair inancı her sabah kattığımıza katan Hülya ve Eylem de burda.

Sonra her voltada turnaların kanadında süzülen, karanlıklarda saklanılacak bir karı yeri tutan Esra ve Yelda, Şahmaran’ın cennet köşesinden bize bakıp hayal uzatan Benazir ve Berivan, Kıraç tarlalara can suyu olan görüntüleri cam gözlerine kilitleyen Hatice ve Ezgi, Duvarın öte yanına devrilmiş ayrı ve yıldızları kumruların kanatlarına saklayan, gün ağardığında bu şöleni koğuşa taşıyan Arzu ve Benay, Her akşam üç insan boyundaki duvardan mavi kuş’ları gören, ıssız dağlardan, güneşli baharlardan, yokluktan gelen, inanmanın şarkısını söyleyen Dilek ve Özlem, İçine kapanmaya, düzene konmaya karşı ufukları seçmeye, göğe, cine talip Pınar ve İsminaz, Güneşin doğuşunu görmeye yazgılılardan yüzyıllık güzellikleriyle Canan ve Gönül, Başakların aynı yönde savrulduğu kırlardan gelen, eski dostlarla kucaklaşır gibi zamana başkaldıran Semiha ve Gonca, Yusuf ile Züleyha’nın, Kerem ile Aslı’nın hikayesini gerçek yapmak için görevli Didar ve Gamze de buradalar. Bulutlara, sabahın güneşine, kedilerine, küpe çiçeklerine, dost olan, hastalığına, ölüme, acıya, patrona, arabuluculara kök söktüren kadınlar buluşmuş B-6’da.

Dışarıda muhtacız/muhtaçtım göğe, denize, düşe. Hiç gitmediğim kentlerden, yollardan geçiyorum burada. Her gün bir pencere kumruyla konuşuyor. Kara ebemkuşağının uçarılığına boyun eğiyor, dar zamanları beğenmiyor vakit. Düşünmeye, sevmeye, biriktirmeye, konuşmaya, birbirimizin içine dünya kurmaya, arada hüzünlenmeye değer veriyor B-6. Zorbalık kapıların ardında elbet. Küçük havalandırmamız da henüz fazla gelişmemiş bir ahlat ağacımız karşı koğuşun pencerelerine uzanıyor Rüzgar, bulutlar ve yağmurlar ise bizim ahengimize uygun acele bir yürüyüşte. Ada vapurlarıyla sonbaharı uğurluyoruz yavaş yavaş. Peki, ben B-6’ya nasıl geldim. Kasım’ın 29’unda dalga olan kucaklara atlayarak. Arama için arkamdan seslenen gardiyanları heyecandan duymayarak, 29 kadına sığınarak.. Hepinize bolca sevgiler, selamlar.

Duygu Kıt

gazetepatika8.com