Kapitalist Sömürü Sistemi Ve Kadın’ın Görünmeyen Emeği

Cinsler arası güç ilişkisi kapitalist sermayenin ayrılmaz bir parçasıdır. Ücret karşılığı bir işte çalışsın ya da çalışmasın tüm kadınların ev içi iş yükleri görünmeyen emektir. İş, karşılığı ödensin ya da ödenmesin amacı insan ihtiyaçlarını gidermek olan mal ve hizmetlerin üretiminde zihinsel ve fiziksel çaba harcanmasını gerektiren bazı eylemlerin yapılmasıdır. Ev içi emeğini bir fabrikada çalışan işçi ile karşılaştırarak örneklendirmek gerekirse şu şekliyle açıklayabiliriz; fabrikada çalışan bir işçi günün 2 veya 3 saatinde ücretli çalışır ve günün geri kalan saatlerinde ürettiklerini işveren alır yani geri kalan saatlerde ücretsiz olarak, patron için  çalışır. Günün yalnızca bir bölümü için verilen ücret tüm güne verilen ücret olarak gösterilir ve bu sömürü oranı bizim ‘irademize rağmen’ gerçekleşir.  Ücret ilişkisi sadece işçi ile işveren arasındaki iktidar ilişkisi değildir.  Ev içi emeğinin tamamen özel alan sorunu olarak algılanmasının sebebi işçi ile işveren arasındaki gibi bir para takasının olmamasıdır. Fakat işçilerin yaptığı nasıl zorunlu işse ve sattıkları sadece emek gücü değil aynı zamanda öğrenme, keşfetme, yaratma gibi işlere ayrılan vakitleriyse, emeğini ücret almadan vermesiyse ev içi emeğinde de durum tam olarak budur.

Kadın tüm ihtiyaçlarını ev içinde karşılıksız olarak  sunduğu hizmetlerden yararlanarak sağlar. Bu hizmetlerden çoğunlukla kapitalizm de karlı çıkmaktadır. İşgücü piyasasında düşük ücretlerle sömürülen kadın emeği, ev içinde de karşılıksız olarak sömürülmektedir.

Kadının denetim altına alınan söz konusu emeği üzerine farklı yaklaşımlar ortaya konmuştur. Örneğin, Christine Delphy ev içi üretim tarzını temel alarak kadını, ekonomik ve toplumsal temellere sahip ayrı bir sınıf olarak tanımlamaktadır. Kadınların ev içi üretimlerinin değişim değeri olduğunu ve mübadele piyasasından dışlananın kadınların üretimleri değil; kadınlar olduğunu dile getirmektedir. Delphy: ‘Kadınların üretimlerinin değişim değeri olduğuna şöyle bir örnek verilebiliriz: Geçmişte ev içi faaliyetlerinin bir kısmını oluşturan ekmek, salça yapımı gibi işlemler sanayileştirildi. Yani, fırıncılar, konserve fabrikaları eskiden kadınların karşılıksız olarak sundukları emeği satıyorlar. Bunlar artık üretim olarak nitelendiriliyor ve ulusal gelir içinde resmi olarak hesaplanıyor’ (Kadının Görünmeyen Emeği. s.84)

Temelde Marksizmin ana ilkelerini ve yöntemsel olarak tarihsel maddeciliği kabul eden Sosyalist Feministler  kadınların ezilmesinin kaynağını, emeklerinin denetlenmesi ve bu emeğe el konulması süreçlerinde aramak hem de bu süreçle kapitalist üretim tarzı arasındaki ilişkiyi deşifre etmek için çalışmalar yürütmüştür. Bu şekilde, erkeklerin nesnel süreçlerden kaynaklanan ayrıcalıklarının ve çıkarlarının ortaya konması, feminizmin politik bir hareket olmasının önünü açacağını ileri sürmüşlerdir. Kadınların ev-içi emeği dolayısı ile yeniden üretim sürecindeki konumlarının sorgulanmasıyla da artık erkeklerin karşılıksız hizmet görme, hasta akrabalarının bakımını karşılıksız sağlama ve en önemlisi işgücü piyasasında ayrıcalıklı konumda olmalarının altı oyulmuş olacağını söylerler…

Sosyalist feministlerin geliştirdikleri iki sistemli teori ile (patriyarka/kapitalizm- patriyarkal kapitalizm) ailenin bir tüketim birimi olmasının yanı sıra bir üretim birimi olduğu da vurgulanmış, kadınların dünyaya “ev kadını” gözlükleri ile bakması yerine “ev emekçisi” olduklarını görmeleri sağlanmaya çalışılmıştır.

Bu ve benzeri birçok feminist kuramlar ve kadın aktivistleri ev içi emeğini farklı açılardan yorumlayarak politika üretmişlerdir. Fakat öne sürülen tüm görüş ve çalışmalarda aynı ortak yerde buluşuluyor. Ataerkil sistemin dayattığı toplumsal roller.

Kadınların ev işlerini bir üretim faaliyeti olarak adlandıramayıp bunu politik bir sorun olarak gündem haline getirememelerinin önemli nedenlerinden biri bu işlerin bir “sevgi ilişkisi” içerisinde görülüyor olmasıdır. Kadının evde yaptığı iş doğal bir görev olarak algılanır ve toplum tarafından da yok sayılır. Evli olmasa da yalnız yaşasa da bütün kadınlar sözde kadın doğası olarak atfedilen bu toplumsal yargıdan paylarını alırlar. Bu durum bütün yaşam alanlarına sirayet eder. Kadının hayatının büyük bir çoğunluğunu ev içi işlere ayırmasına, bu durumun onun için çok yıpratıcı olmasına ve yaptığı işin ekonomi içinde çok büyük bir yer kaplamasına rağmen emeği görülmez.

Ev ve bakım işlerinin karşılıksız emekle sağlandığı toplumdan, bu tür emeğin ortadan kalktığı topluma geçiş için yalnızca özel alanın dönüşümünü sağlamak yeterli değildir. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin büyük oranda uygulandığı kamusal alanda da kadınların konumlarını güçlendirmeleri gerekir. Aile, din, yasal sistem, medya, eğitim kurumları ve diğer tüm kurumlar incelendiğinde hepsinin ataerkil bir doğaya sahip olduğunu gözlemliyoruz. Bunun bir sonucu olarak da, kadın ve erkek arasında paylaşılan toplumsal rollerle hayatı algılamak, esas hale gelmekte.

Toplumsal cinsiyet rolleri ile dayatılan aile kurumunda ev içi emeğinin yok sayılması emeğimizin, bedenimizin, kimliğimizin gasp edilmesidir. Emeğimiz ev içinde dayatılan roller ve emeğin görünmezliği ile yok sayılıyor. Bedenimiz kaç çocuk yapıp kürtaj hakkımıza el uzatmalar ve cinsel hayatın erkeğin isteği ile var olmasıyla tahrip ediliyor, metalaştırılıyor ve sömürüye maruz kalıyor. Kimliğimiz bütün alanlarda karşımıza çıkan ve bize dayatılan roller ile toplumda birinin annesi birinin “karısı” olarak ifade edilmemiz ile elimizden alınıyor. Tüm bunların yanında ev içi emeğinin politik söylemler dışına çıkılarak kadının doğal görevi kılıfına büründürülmesi bir bütün kadının yaşamına dönük saldırıdır. Ev içi emeğine yönelik politikalar üretilmez ise ev içi emekçileri sömürülmeye devam edilecekler. Bu nedenle yürütülen tartışmaları çok boyutlu ele alarak incelenip analiz edilmesi önemlidir..

Yürütülen tüm feminist görüş ve çalışmaların da işaret ettiği gibi ataerkil sistemin her alanda kendini göstermesi kadınların nihai kurtuluşu kapitalizmin ve ataerkil sistemin yıkılmasıyla ve bu noktada kadının özel ve kamusal alanda yani yok sayılıp sömürüldüğü her alanda birlikte mücadelesi ile gelecektir.

Haz. Demiryontan, S. ve Acar, G. Kadının Görünmeyen Emeği: Maddeci Bir Feminizm Üzerine. İstanbul: Kardelen Yayınları, 1992.

James, S. Cinsiyet, Irk, Sınıf, İstanbul: bgst Yayınları, 2010.

Kaynak: www.halkingunlugu1.org