‘Her konuda erkeklerden alacaklıyız, sinemada da’

 


ARTI GERÇEK- “16. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali” bu yıl 10 Mart-10 Mayıs tarihleri arasında yapılacak. Festivalde paneller, forum, atölye ve söyleşilerle dopdolu bir program var. Ayrıca “Görüntü üreticisi” Hollandalı sanatçı Fiona Tan’ın kişisel ve politik belleğe görüntüler kaydeden 4 filmi de festival kapsamında yer alıyor. İstanbul’un ardından festival filmleri Trabzon, İzmir, Antalya, Bodrum, Mersin, Adana ve Diyarbakır’da da kadınlarla buluşacak. Festival koordinatörlerinden ve Filmmor Kadın Filmleri Festivali kurucularından Melek Özman’la hem festivali hem feminist sinemayı hem de kadınların yaşadıkları güncel gelişmeleri konuştuk.

– Bu yıl festival programı nasıl? Hangi ülkelerden filmler izleyecek festival seyircisi?
Festival kapsamında 48 film gösterilecek. Bu yılki filmler arasında kurmaca filmler daha fazla. Bu sene 30 ülkeden film var. ‘Komşu Komşunun Filmine Muhtaç’ diye bir bölümümüz var. Coğrafya komşuluğunu düşünerek yaptık bu bölümü, bu nedenle de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan filmler yoğunlukta. Tunus, İran, Afganistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerden fimler mevcut. Galiba bu yıl en çok İran ve Fransa’dan film var.

– Kadın filmleri festivalleri kadınları sinema alanında görünür kıldı mı?
Bu önemli bir soru. Bir alanın kadınlaşması gibi bir algı söz konusudur ya biz bunu istemiyoruz. Kadınlar sinemanın ilk yıllarından itibaren bu dalın içindeler. Ama sektör sinemanın güçlü ve etkileyici bir alan olduğunu farkedince kadınları dışarı atmaya çalıştı. Yoksa kadınlar her dönem sinema yaptılar. 70’lerdeki feminist dalga bu ayrımcılığı fark ederek kadın filmleri festivalleri, kadın dağıtım ağları yapınca böyle bir gelenek başladı. Biz de bu geleneği devam ettiriyoruz. Bu festivalin adını kadınlar koydular. Kadın filmleri festivali, kadın yönetmen, kadınlar vardır dememizdeki amaç bir görünürlülük yaratmaktı. Ama bu yıllar içinde erkek yönetmen demediğimiz için müstehzi bir kadın filmi ifadesi halini aldı. Asli olanı onlara bırakmışız biz de kadın filmleri yaparak bir gettoyu kabul etmişiz gibi oldu. Cannes veya Berlin gibi büyük film festivallerinde artık kadın yönetmenler yarışmamaya başladı. Paranın pulun, gücün çok olduğu ve paylaşıldığı, spotların yandığı bu alanlarda erkekler, kadınların film festivalleri var, onlar oradalar, bu alanda bize kaldı gibi bir rahatlıkla kadınları yok saymaya başladılar.

Bu durum kadınlar tarafından tespit edildi. Kadın filmleri festival ağının toplantılarında konuşuldu ve buna karşı mücadele gündemdeydi. Bizler de kadın filmleri festivalleri bizim gettomuz değil, bunu kabul etmiyoruz, her alanda her yerde var olacağız dedik. Kadın filmleri festivalleri bizim güçlendiğimiz, dayanıştığımız alanlar ama biz her yerde varız.

Böyle bir gündemin sonunda dünyada kadın sinemacılar örgütelenmeye başladılar ve bütün bir ayrımcılığın adını koydular. #MeToo, TimesUp gibi kampanyalara kadar vardı. Bu sektörde bir araya gelerek, dayanaşarak, sorunları tespit ederek başladı ve sonra artık herşeyi dillendirmeye sıra geldi.

– Kadın filmlerinde sanki hep ortak bir konu veya mesaj varmış gibi bir algı var. Bu doğru bir algı mı? Kadınlar her alandan her konudan filmler yapmıyorlar mı?
Maalesef öyle bir düşünce var: Kadın yönetmenlerin yaptığı kadınlara ait konuların filmleri. Hayır öyle değil! Biz bu yıl kendimizden çok emin diyoruz ki: Kadın yönetmen değil, 21. yüzyılın ustaları. Yani 21. yüzyılın sinemasını değiştiren, hayata başka kadrajlar açan yönetmenlerin filmlerini gösteriyoruz. Her konuda film yapıyorlar. Tıpkı ‘Feminizm herkes içindir’ gibi dünyadaki bütün konular kadınların gündeminde. Ancak kadınların hikayelerine, deneyimlerine odaklanan filmlerimiz de var. Çünkü dünya o deneyimlere muhtaç! Kadınların deneyimleri ve hikayeleri yeterince anlatılmıyor, bu yüzden de kendimizden başlamamız, kadınların sinemada bunu anlatması da çok beklenebilir bir şey.

– Kadın filmleri festivalleri sadece kadınları ilgilendiriyormuş, o filmleri sadece kadınlar izlermiş gibi bir yaklaşım var.
Aslında erkeklerin kadınlardan öğrenecekleri çok şey var. Zaten en büyük sorun kadınlardan öğrenmeleri gereken şeylerin farkında bile olmamaları ve bu bilgiden mahrum kalmaları. Bu yüzden ‘erkeklik’ bayağı eksik bir şey. Kadınlar bu çağın, zamanın, yeryüzünün hakikatine kamera tutuyorlar. Bu hakikatin kaydını yapıyorlar ve izliyorlar. Zamanın hakikatinin kaydını yapıyorlar. Mesela, Afganistan’ın içinde özne olmadığı Afganistan filmlerini izliyoruz. Dünyanın hakkında karar verdiği bir coğrafyadan bahsediyoruz. İranlı yönetmen Sepideh Farsi, savaş olan bir ülkeye, eline kamerasını alıp gidip Afganistan hakikatini çekmiş. Kadınlar bizim komşu coğrafyalarda dahil orada yaşanan herşeyin, hayatın kaydını tutmuşlar ama düşleri de ortak hikayeleri de var. Masallar da kadınlarda. Bunu kadınlara pozitif ayrımcılık olsun diye söylemiyoruz, hakikat olduğu için dile getiriyoruz. 21. yüzyılın sinemasını kadınlar yapıyorlar. Onlar bu yüzyılın ve gelecek zamanların ustaları. Bu kadınların filmi yer alıyor festivalde.

– Bu yıl festivalde ‘Vakti Geldi’ bölümü var. Bu bölümde sinema sektöründe yaşanılan cinsel taciz ele alınıyor. Başta ABD olmak üzere dünyanın bir çok yerinde #MeToo ve TimesUp rüzgarı esiyor. Bu yıl tüm büyük sinema festivallerine, ödül törenlerine bu hareket damgasını vurdu ancak Türkiye’de bu konu çok konuşulmadı. Siz nasıl işleyeceksiniz bu konuyu?

Bu sene cinsel tacizi işliyoruz. Yukarıda da anlattığım gibi bizleri bu alanlarda gettolara bırakıp yok sayıyorlar. Kadınlar her alanda olduğu gibi bunu sinemada da yaşadılar. Burada ayrımcılık var, rahat edemiyoruz biribirimize dönüyoruz. Kendimize kadın filmleri festivalinde olduğu gibi küçük alanlar kuruyoruz. Sonra bir bakıyoruz bizleri oralarda bırakıp bütün alanı kendilerine kaldı zannediyorlar. Bu meselelerin üstüne gitmek “hayır” yeyüzünün yarısı bizim demek gerekiyor. Her konuda alacaklı olduğumuz gibi sinemadaki erkeklerden de alacaklıyız.

Kadınlara bu alanları o kadar dar ettikler ki bu artık bir #MeToo veya TimesUp’la çözülecek mesele değil. Aynı şey Türkiye’de de var. Çok yoğun bir istismar ve taciz var. Biz tanığıyız bunların ama bir sürü kadının bu konuları dillendirmesinin önünde engeller var. Bir örnek vereyim: Sektörden bir kadın arkadaş, bir yönetmenin tacizine uğrayıp işten ayrılmak zorunda kalmıştı. Israr vardı, takip vardı işin içinde. Biz ondan karar vermesini bekliyorduk birlikte hareket edebilmek için. Çok da kararlıydı susmamaya. Ancak ailesinin devreye girmesiyle vazgeçti. Zaten ailesini bu sektörde çalışmaya zor ikna etmişti. Çünkü medya ve sinemadaki kadınlar “makbul kadın” tanımına uymazlar. Bu alanların kadınlar için tehlikeli olduğu düşünülür. Arkadaşımız bu meselenin üzerini kapatmak zorunda kaldı. Çünkü hem ailesiyle uğraşması gerekecekti -bunu göze alamadı- hem de bu alanda devam edemeyecekti. Bunun gibi başka bir yığın örnek var. Bu örneği vermemin nedeni kadınların yaşadıklarını anlatmaları bir anda olabilen birşey, bir dalga değil. O ana gelene kadar kadınların güçlenmesi gereken çok ana ve zamana ihitiyaç oluyor. Türkiye’de konuşulmadı değil aslında #MeToo ile eş zamanlı #SendeAnlat başladı. İlk Beren Saat konuştu hatta.

– Soruyu aslında şu sebeple sordum: Türkiye’de kimse bu konuyu çok dile getirmediği için yapılacak ‘Vakti Geldi’ panelinde konuşmacı olarak hangi isimler var?
Deniz Türkali, Sinem Derya Çetinkaya, Melissa Silverstein ve Hülya Uğur Tanrıöver var. Daha teyit edilmeyen kadın oyuncular var. Bu konulara tanıklık eden kadınları da çağıracağız. Bu konuları konuşabiliriz. Ancak ABD’deki gibi Harvey’e dünyayı dar eden bir harekete dönüşmemiz zaman alacaktır.

– Aslında ABD’de olan biten bile bizi çok şaşırttı. Bu kadar güçlü ve ünlü isimlerin yıllarca susmuş olması bile bu konuları konuşmanın pek de kolay olmadığını gösteriyor. Türkiye’den bunu beklemek bugünün koşullarında çok zor.
Burada da konuşuluyor fakat görünür değil. Coğrafya kader değil, bunu kabul etmeyelim ama biraz da etkili. Biliyorsunuz burada herşey fısıltı gazetesi şeklinde dolaşıyor. TimesUp gibi kampanyalar bizde zor çıkıyor.

– Ancak Hollywood’da konuşan kadınlar için ‘neden bu kadar zaman susup da şimdi konuştular’ eleştirileri de var.
Bu soruyu sormak, kadınların ezildiği bir dünyada yaşadığımızın farkında olmamak demektir. Bunun gerçekten bir vakti var. Eğer şu anda anlatıyorlarsa demek ki şimdi bu durum olgunlaştı. Belki sosyal medyada yapılması da bu mücadelenin eleştirilebilir. Ama şu anda bu yöntemi buldular ve yaşadıkları şeylerle bununla mücadele ediyorlar. Başka bir zaman, başka bir yöntem bulur, o araçla mücadele ederler. Bunu bu kadar sorgulamak, didiklemek de ayrı bir istismar aslında. Ben de kişisel olarak sevmiyorum. Sosyal medyanın meseleyi tüketen, hafifleştiren bir tarafı da olabiliyor, bu da riskli. Bazen ifşa metinlerini okuyorum, bazılarında neyi ifşa etiklerini anlamıyorum. Çünkü herkes kendi deneyimini, kendi ihtiyaç duyduğu şeyi anlatmaya ihtiyaç duyduğu bir zamanda. Ama kişi olarak benimsemeyebilirim fakat bunlar önemli araçlar. Sonuç alınacak araçlar mı? Bence değil! Nasıl araçlarla sonuç alabiliriz hep birlikte konuşmamız lazım.

– En azından Harvey Weinstein’ı sektörden silmeyi başardılar. Türkiye’de aile içinde, okullarda, yurtlarda veya dini kurumlarda neredeyse hergün çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları açığa çıkıyor. Kadınlara yönelik saldırı, taciz ve tacavüzü saymıyorum bile.
Evet biz bu ülkede ne çocuk istismarları, ne tecavüz vakaları gördük. Garip birşey var. Yer yerinden oynamıyor burada. Zaten tepetaklak herşey belki ondandır. Bu yüzden genel olarak birşey olması zor. Ama Türkiye’de sinema sektöründe bir hareket olsa, sektördeki herkes bildiklerini anlatsa, birlikte hareket etsek en azından sektör düzeyinde bir değişim olabilir. Biz de işte bu konuyu konuşmaya vesile olacak bir panel yapıyoruz. Ayrıca festival kapsamında ‘Bedenimiz Bizimdir’ bölümünde cinsel tacizi konu ettik ve bu konuyla ilgili dört film gösterilcek.

– Bu yıl festivalde bir de çocuklar için özel gösterim var. Onları da birey olarak görmek, anne ve babalarından ayrı varoluşlar olarak tanımlamak ve bu konuda farkındalık yaratmak açısından önemli bir adım. Hangi film var çocuklar için?
Onlar için özel bir seans yaptık. Biz kadın festivaliyiz, bu seansta kadınlar geliyor çocuklarını da getirsinler şeklinde düşündüğümüz için değil. Zaten çocuklara bakmanın kadınların görevi olduğunu da düşünmüyoruz. Çocuklarla konuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz için bu bölümü koyduk. Onlar bizim kurduğumuz dünyanın ne kadar anlamsız olduğunu bir çırpıda görebiliyorlar. Anti miltarist bir film seçtik. Çocuklar için savaşın anlamsızlığını anlatıyor. Bu kadar anlamsız bir dünyada, sınırların, bürokrasinin bütün bu cerahatin normal kabul edildiği bir dünyada, çocukları dinleyebiliriz dedik. Biz büyüklerin çocuklardan öğreneceği çok şey var. Bizim de onlara anlatacaklarımız var. Bu filmde de dünyayı getirdiğimiz bu halin ne kadar anlamsız olduğu anlatılıyor.

artıgercek.com