Devrim kızılında ilklerin adı: Aleksandra Kollontai

Sovyet devriminin “az” bilinen kadın önderlerinden biri olan Aleksandra Kollontai’nin yaşamını yitirmesinin üzerinden 66 yıl geçti. Aile kurumu, evlilik, aşk, kadın sorunu vb. konulara dair bakış açısı ve erkeklerle olan ilişkileri dönemin Sovyet liderleri tarafından “aşırı” bulunan Alexandra, asıl mücadeleyi devrimden sonra ikinci ve en yakıcı sorun olan kadın devrimine direnç gösterenlere karşı verdi.

Alexsandra Kollontai…İlk Bolşevik halk komiseri (bakan),dünyadaki ilk kadın elçi, cinsel özgürleşmeyle ilgili görüşlerini partisine rağmen çekinmeden savunan kadın. Devrimci, propagandacı, feminist, edebiyatçı, muhalif bir kadın. “Bir Çok Hayat Yaşadım” diye tanımladığı yaşama 31 Mart 1872’de açtığı gözlerini 9 Mart 1952’de kapamasının üzerinden tam 66 yıl geçti.

Sovyet devriminin “az” bilinen kadın önderlerinden biri olan Aleksandra Mihayilovna Kollontai, kent soylu bir ailenin çocuğu olarak; 31 Mart 1872’de St. Petersburg’da dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde sınıfının beklentileri yerine siyaset ve yaşam üzerine okumalar yapmaya başladı. İlk gençlik yıllarında Marx ve Engels üzerine çalıştı. 20 yaşında evlendi. Kısa bir süre sonra, “Berbat bir tutsaklık” dediği evlilikten kaçarak Zürih’e gitti ve burada ekonomi okudu. Çarlık Rusya’sında kadınların yüksek öğrenim görmesine izin verilmiyordu ve o da aynı çağda yaşamış bir çok kadın gibi İsviçre’ye gitti.

Hayatının en mutlu anı…

Üniversitede Aleksandra’nın fikirlerinden en çok etkilendiği kişi Alman Komünist Partisi kurucularından sosyalist kadın önderlerden Rosa Luxemburg oldu. Bolşevik Devrimi’nin başlangıcından hemen önce Rusya’ya geri dönerek, bir tekstil fabrikasında çalışmaya başladı. İşçi kadınlar üzerine yazılar yazdı ve 17 Ekim Devrimi’nin ünlü propagandacılarındandı. Pek çok kaynakta inanç ve tutkulu kadın olarak yer alan Aleksandra için “devrim tutku ile gerçekleşebilirdi” ve bu nedenle “hayatının en mutlu anı ne?” diye sorulduğunda tereddütsüz şu cevabı vermişti:

“Ve hayatımda en büyük ve en anlamlı anın hangisi olduğu sorulsa bana, hiç düşünmeden cevaplayabilirim: Sovyet iktidarının ilan edildiği an.”

Sovyetler Birliği’nin ilk kadın bakanı

Devrimin hemen ardından Sovyetler Birliği’nin ilk kadın bakanı Aleksandra seçildi, Bolşevik hükümetinde, Rusya’nın Sovyetler’in ve dahası dünyanın bilinen ilk ve tek kadın bakanıydı. Bakan olduğu dönemde “devrimi bir yapalım kadın özgürlüğü sonra gelir” diyenlerin kadın özgürlüğü konusunda ayak dirediğine tanıklık etti ve en büyük çalışmasını bu alanda yürüttü. “Evlilik köleleştiricidir” diyerek “Özgür aşk” kampanyasını başlatan Aleksandra’nın bu kampanyası aynı zamanda birlikte devrim yaptığı erkek yoldaşlarının değişime direnmesine karşı bir eleştiriydi.

Aynı zamanda edebiyat alanında da çalışmalarını yürüten Aleksandra’nın eleştirisi sadece siyasette değil edebiyatta da sürdü ve Kızıl Aşk adlı romanın baş kadın kahramanı Vasilisa, devrim sonrası sosyalizmi inşa ederken, eski toplumun tüm alışkanlıklarının nasıl da su yüzüne çıktığını, eski ve yeni değerlerin çatışmasını tüm açıklığıyla işledi.

“Bir Çok Hayat Yaşadım” isimli biyografisini anlatan kitapta ise şöyle özetliyordu kişisel tarihini:

“Aslında yalnızca bir tek hayat değil, birçok hayat yaşadım, hayat kesitlerim birbirinden o kadar ayrıydı. Kolay bir hayatım olmadı. İsveçlilerin deyimiyle ‘gül bahçesinde’ değildim. Yaşamadığım bir şey kalmadı: başarılar, korkunç derecede çok çalışma, takdir, kitlelerce sevilme, izlenmeler, nefret, cezaevleri, başarısızlıklar ve temel düşüncemde (kadın sorunu ve evlilik sorunu üzerine) yeterli anlayışı görememem, yoldaşlarla acı farklılıklar, düşünce ayrılıkları, ama aynı zamanda Parti’de (Lenin’in yönetimi altında) uzun yıllar beraber ve uyumlu çalışma. Çevremde her zaman çok arkadaşım vardı. Fakat bir sürü nefret, çekememezlik ve kıskançlık da oldu. Büyük aşkı, ama öte yandan kıskançlığın acı tadını da yaşadım… Her zaman ‘yaşamayı’ bildim ve bugün hâlâ bu yeteneğe sahibim.”

Asıl mücadelesi ‘devrimle’ başladı

Aile kurumu, evlilik, aşk, kadın sorunu vb. konulara dair bakış açısı ve erkeklerle olan ilişkilerinde son derece rahatlığı dönemin Sovyet liderleri tarafından “hoş” karşılanmadı ve “aşırı” bulundu. Yeni ya da eski kadını sistemin yedeğine alan ve gelenekleri besleyip sadece revize eden tutumlar devam etmekteydi ve devrimi hayatın her alanında savunan Aleksandra için bunlar kabul edilemezdi. O’nun mücadelesi devrimle bitmedi. Devrimden sonra asıl mücadelesi “devrime” sadece sınıfsal bakan ve cinsiyet devrimini düşünmeyenler karşıydı.

‘En eski devrim en eski sömürgenin yaratacağı devrimdir’

Aleksandra’ya göre asıl devrim; “En eski sömürgenin başkaldırısının yaratacağı devrimdir”. Bu nedenle eserlerinde hep, annelik rolünün kadınların üzerine bir elbise gibi giydirilmesine karşı çıkar ve kadınlar, çocukları olduğu için mutsuz değil, mutlu ve özgür olsun ister.

Özgür Bir Kadının Biyografisi isimli kitapta hemcinslerine şu kadınlık deneyiminden bahseder:

“Kadına karşı ezeli önyargıları ortadan kaldırma gücünü gösteren yalnızca canlı, devrimci rüzgârlardır ve ancak yeni insanlık, üretken-emekçi halk, yeni bir toplum kurarak kadının tümüyle eşit haklara ve özgürlüğüne kavuşmasına sağlamayı başarabilecektir… Hangi görevi yürütürsem yürüteyim, emekçi kadını tümüyle özgürlüğüne kavuşturma ve yeni bir cinsel ahlak için temel oluşturma amacının her zaman etkinliğimin, yaşamımın en yüce amacı olacağının kesinlikle bilincindeyim…”

Sovyetleri temsil eden ilk büyükelçi

“Aşırı” bulunan cinsiyet devrimi düşüncesi, eserleri ve eylemleri nedeniyle Stalin tarafından Sovyetler’den uzaklaştırılmak istendiği rivayet edilir. İlk kadın bakan olduktan bir süre sonra Aleksandra bir ilkin daha adı oldu ve Sovyetler Birliği’ni temsil eden büyükelçi olarak atandı. 1926’da Meksika’da 1927’den 1930’a kadar Norveç’te ve 1930’dan 1945’e kadar büyük elçilik görevleri üstlendi. 1933’te kadınlar arasındaki çalışmaları için Lenin Nişanı ile 1942 ve 1945 yıllarında da diplomatik çalışmaları için İşçi Sınıfı Kızıl Sancağı ödülleri aldı. 1945 yılından sonra SSCB Dışişleri Bakanlığı danışmanlığı görevinde birçok eser yazdı.

Geçirdiği kalp krizi nedeniyle felç kalan Aleksandra, 1952 yılında Moskova’da yaşamını yitirdi.

*Bu yazı ilk olarak Gazete Karınca’da yayınlanmıştır.

Gazete Patika