Seçim ve Kadın

Egemenlerin kendi iç dalaşlarını dindirmek ve sultalarını sağlamlaştırmak adına keyfi bir şekilde yaptıkları düzenlemeler, yasalar ve tabi ki bunun bir parçası olarak dayattıkları erken baskın seçim süreci, Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının hayli alışık oldukları bir duruma dönüşmüştür. Kimin, hangi kliğin yöneteceği, sömürü ve yağmadan hangi kesimin nemalanacağı planlarının yapıldığı ve kendilerinden menkul kimseyi görmeyenlerin yönettiği bir ülke haline gelen bir coğrafyada seçim ve diğer yasal süreçlerin ezilen halklar için bir gelecek vaat etmeyeceğinin farkındayız.

Adeta nefes almaksızın gerici dayatmalarla yönetilen bir ülkede seçim gibi süreçlerinde öz olarak göstermelik olmakta, şimdi çok daha kaba ve inandırıcılıktan uzak bir ele alınmaktan öteye gitmemektedir. Henüz baskın bir seçim süreci içinde olduğumuz halde, iktidarın kazanamaması halinde yeni bir seçim sürecinin başlatılacağı sinyalleri verilmektedir. A-B-C dedikleri plan tartışmaları ya da hatırlatmaları nasıl bir işleyişe tekabül ettiğini, ortaya çıkacak olan halk iradesini daha şimdiden çiğneyeceklerini anlatıyorlar. Kaba, hoyrat bir sistemin en rezil halinin resmidir bu!

16 yıldır iktidarda olan Erdoğan/AKP iktidarı, insan yaşamını derinden ve olumsuz etkileyen tüm alanlarda alabildiğine baskı ortamı yaratmanın yanı sıra katliam, tutuklama ve sindirme politikalarıyla tam anlamıyla faşizm tarihini bu coğrafyada yeniden yazdığını söylemek abartı olmayacaktır. Dinci gericilik ile ırkçı milliyetçilik harmanlanması olan ve tam da kendilerine yakışan yeni bir faşist biçim ortaya konulmuştur. Böylelikle coğrafyamızda faşizm tarihi yeniden yazılmıştır.

Eski halin yeniden biçimlendirilerek sunulduğu faşizmin vurduğu kesimlerin en başında ve özel olarak biz kadınların geldiği ortadadır. Kadın adeta hayatta kalma mücadelesi içinde olmuştur. Her aya onlarca kadın ölümünün yansıdığı bu süreç, kadının mücadelesine her zamankinden daha büyük ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu objektif bir ihtiyaçtan kaynaklıdır. Kadın kırımının yaşandığı bir yerde kadın mücadelesine ve direnişine o denli büyük bir ihtiyaç duyulur. Bu durumda esasen sokakta kazanılacak olan mücadele seyrinin önemini unutmadan, olan baskın seçim sürecinde kadının öncülüğünde taktik siyasetimize göre şekillenmek ve kadın mücadelesini sürdürmek anlamlı olacaktır.

Partilerin çok sayıda kadın adaylar gösterdiklerini biliyoruz. Ancak bu kadın adaylar burjuva partiler içinde etkin değil, erkek egemenliğinin gölgelerinde bırakılmaktadır. Seçim propagandası ve oy avcılığı amacıyla kadın aday sayılarının artırılması göstermelik bir durumdur ve asla yanıltıcı olmamalıdır. Kaldı ki sorun sadece sayısal değildir. Kadın aday sayısının çokluğunu küçümsememekle beraber esas olan şey, kadın özgürlüğü için izlenen genel çizgi ve takip edilen taktik politikalardır. Kadın üzerindeki cins baskısına, katmerli sömürüye, kadın bedeni üzerinde oynanan tahakküme ve kırıma karşı nasıl bir gelecek istenmektedir? Burjuvazi biz kadınlardan sistemin sivri uçlarının sınırlı kalmamız istemiştir hep. Oysa biz kadınlar bu sınırlılığın ne olduğunu nerede bittiğini tecrübelerimizle bilmekteyiz.

Bu tecrübe ve deneyler nedeniyle, sömürü sisteminin sınırları içinde kazanacaklarımızla yetinmeyen bir devrimci hat izliyoruz. Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve kimi diğer ilerici-devrimci yapıların gösterdikleri kadın adaylarımız bu bakımdan anlamlı ve geleceğimize ışık tutmaktadır. Seçim normlarına kendilerinin bile itibar etmedikleri bu gerici süreci başta biz kadınlar olmak üzere, özgürlük ve kurtuluş doğrultusunda yürünecek bir perspektifle ele alarak büyük kazanımlara dönüştürelim diyoruz.

www.gazetepatika8.com