AK Parti’nin Avrupa’daki markajı

KÖLN – Yurt dışında ve gümrük kapılarında oy verme işlemleri devam ediyor. Alman haber ajansı DPA’nın YSK’dan aldığı verilere göre, çarşamba akşamı itibarıyla Almanya’da yaşayan yaklaşık 1 milyon 440 bin kayıtlı Türkiyeli seçmenin 343 bin 129’u oy kullandı. Veriler, oy verme işlemlerinin başladığı 7 Haziran’dan bu yana her dört seçmenden yalnızca birinin sandık başına gittiğini gösteriyor.

Seçmenlerin 312 bin 627’si Almanya’da 13 Türk konsolosluğunda kurulan sandıklarda oy kullanırken, 30 bin 502 kişi gümrük kapısında oyunu kullandı. Almanya’da şu ana kadar seçimlere katılım oranının en yüksek olduğu şehir yüzde 32,7 ile Essen, ardından 28,4 ile Düsseldorf geliyor. Üçüncü sırada yüzde 27,2 ile Köln var.

Yurt dışında kayıtlı yaklaşık 3 milyon Türkiye vatandaşı seçmen, toplam seçmen sayısının yüzde 5’ini oluşturuyor. Yurt dışı seçmenin büyük çoğunluğu Almanya’da yaşıyor. Bu nedenle Almanya’nın oyları, 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarında kritik bir öneme sahip.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partililerine kapalı toplantıda ifade ettiği HDP’lileri “markaja alma planı” Avrupa’da 7 Haziran’dan bu yana zaten uygulamada.

24 Haziran seçimleri şu ana kadar yurt dışında yaşayan seçmenlerin oy kullanabilecekleri beşinci seçim. Artık hem YSK’nın hem partilerin hem konsolosluklarda seçimlerde görev alan memur ve sandık kurulu başkanı olan imamların tecrübe edinmiş olması gerekirdi. Ancak işler öyle ilerlemiyor. Yurt dışı seçimleri başından beri sorunlu düzenlendi. Fransa, Almanya gibi çokça Türkiyeli’nin yaşadığı ülkelerde birkaç hafta oy vermek mümkün. Hemen her gün aynı sandık kurulu görevlileri birlikte çalışıyorlar. Bu kişiler sabah 8’den, akşam saat en erken 10’a kadar birlikte mesaideler. Bu tür bir çalışma ortamı, Ortadoğu veya Akdeniz kültüründe zaten asgaride işleyen resmi ve objektif ilişki kurma tarzını hepten ortadan kaldırıyor. Bir de buna ayağı yere basmayan mantık çerçevesi dışında hazırlanmış YSK’nın seçim genelgesi eklenince, seçim güvenliği denilen konu en baştan yara almış oluyor.

Cami imamlarının sandık kurulu başkanı olmasının da ayrıca doğurduğu sorunlar var: Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) camilerinden seçmenlerle din görevlileri tanış olduklarından, neredeyse açık oy kullanılıyor. Seçmenlerin hocalarla konuşmalarından ve tarzlarından, AK Parti seçmeni olduklarını anlamak için çok dikkat etmeye gerek yok. Seçim gizliliğini yanlış anlayan kimi seçmenlerin hocaların kulağına eğilip kimi şeyler fısıldamasını mı istersiniz, kullanılan oyun ardından hayır duaları eşliğinde uğurlanmalarını mı… Sandık çevresinde kafa tokuşturma, dua eder pozisyonda elleri göğe kaldırma gibi hem dini hem politik semboller çok normal kabul ediliyor. Oyunu sandığa atarken seçmenin Rabia işareti veya kurt işareti yaparak fotoğraf çektirmesi de… Yaşlı veya engelli seçmenin oy kullandıktan sonra alkışlar eşliğinde uğurlanmasına, özellikle iktidar partisi müşahitlerinin kendi masalarına seçmeni çığırtkan gibi çağırmasına rastlamak da olağan. Ya da kapanışa kadar beklenirse, “en çok benim masada oy kullanıldı” veya “en erken biz kapattık” sözleriyle birbiriyle yarışan çocuksu tartışmalar da oy verme eğlencesinin bir parçası. Oy kullanılan alana uzaktan baktığınızda, bir an herhangi bir büyükşehrin otogarında mı, yoksa resmi bir kamu kuruluşunda mı bulunduğunuzu kendinize sorabilirsiniz.

Yurt dışı sandık kurullarında sadece AK Parti, CHP ve MHP üyeleri oturmakta; HDP yalnızca müşahit ve itiraza yetkili kişi bulundurabiliyor. Ama sayın cumhurbaşkanı şimdi yurt içine yeni verdiği talimatı, yurt dışına önceden vermiş olacak ki, AK Parti müşahitleri ve kurul üyeleri gerçekten HDP ve hatta CHP müşahitlerini markaja alarak çalışıyor. Sandık kurulu başkanı imamlar, AK Partililer ve orada herkesi korumakla görevli olan kimi güvenlik görevlileri, tarafgir ve yek vücut biçimde sandık çevresinde “görev” yapıyor. Konsolosluklarda seçim alanı, AK Parti’nin mülkiyetiymiş de, diğer partilere orada bulunuşları lütfedilmiş gibi bir ortam olduğunu söylemek abartı sayılmaz.

Sandık kurulu başkanı ve kurul üyeleri bu işi para karşılığı yapıyor olsalar da, herkesin ödediği vergiyle finanse edilen DİTİB, her akşam sadece sandık kurulu üyelerine yemek servisi sunuyor.

Eğer zihinsel engelli vatandaşın adı seçmen listesinde çıkıyorsa, oy kullanabiliyor. Bu konuyu seçim genelgesi “aslında çıkmaması lazım, ama çıkarsa kullanabilir” şeklinde düzenlemiş. Ama önceki genelgedeki kritere göre, sandık kurulu başkanının ad, soyad, orada neden bulunduğu türünde sorularına az da olsa cevap verebilmesi, tek başına kabine girip, oyunu kullanması gerekiyordu. Bu garip durum şimdi daha da mantığın bitti yerde bulunduğumuzu tescilliyor: Nitekim zihinsel engelli birey aile ferdiyle kabine girip oy kullanıyor. Çünkü bunu yasaklayan herhangi bir madde yok. Bu durumda “bir kişi, bir oy” prensibi ortadan tamamen kalkmış oluyor.

Ara sıra eski kablolar yüzünden bilgisayarların yarım saatten fazla çalışmadığını da unutmamak lazım. Avrupa’da olmak demek konsolosluklardaki teknolojinin bulunduğun ülkeyle eşit olması anlamına gelmiyor elbette. Her şey Türkiye usulü sonuçta.

Tüm bu karışıklıklar AK Parti seçmeni olmayanları da haliyle yolunda giden işleyişte bile “bir şeyler yolunda gitmiyor” paranoyasına sürüklüyor. “Pusulayı yanınızda götürün 2. tur için kullanacaksınız”dan tutun, pusulanın arkasındaki sandık mührünü AK Parti mührü sanmaya varana kadar çeşitli yanlış bilgiler sosyal medyada yayılıyor. Bu da sandığa gitmekte zaten kararsız olanları “nasıl olsa seçim güvenliği yok” noktasına getiriyor ve insanlar sandığa gitmeyebiliyorlar.

Velhasılı bir garip seçim yasasından, seçim ortamından demokrasi üretmeye çalışıyor muhalif partiler ellerinden geldiğince, güçleri yettiğince.

www.gazeteduvar.com.tr