Şimdi bizim olan kente geri dönüyoruz/Duygu Kıt

MA BE XER Dİ

“Körler ülkesinde bir gözü gören kişi kral değil, seyircidir.” (Geertz)

Evet, körler ülkesindeyiz. Körler ülkesinde önce ellerimiz gözümüzdü. Gözümüzü verdiklerinde beyler, bedenlerimizde yaratmaya başladık direnişi. Şimdi olmasa da gözümüz, binlerce kadın yan yana, bakarak yarına, yaratıyoruz geleceği. Bizim esas görevimiz bu. Sanılan ve dayatılanın aksine biz kadınların görevi temelde bu. Doğa ve insanlık için üstümüze alacağımız bu! Varın siz konuşun ağalar, beyler, biz artık göze muhtaç olmadığımız, göz olduğumuz yerdeyiz.

Hepinizi kucak dolusu özlemle kucaklıyorum sevgili kadınlar. Bilincinize, yaratıcılığınıza saygıyla, en çok sizlerle olmak istediğim için mütevazı önerilerimi ve taleplerimi sunacağım. Düzenlemiş olduğunuz çalıştayın heyecanını ve coşkusunu dört duvar arasından taşırdığımı bilin. Gözüm sizin bilin. Herkesi tekrardan 8 Mart’ın coşkusuyla selamlıyorum.

Mart sonunda yapılacak yerel seçimlere sayılı günler kaldı. Yaz sürecinde beraber çalışıp, beraber tohumunu attığımız çalışmalar meyve vermeye hazırlanıyor. Kadınlar olarak yaşadığımız kente, köye, mahalleye talibiz. Bu talebimiz ne 31 Mart’ta başlayacak ne de 31 Mart’ta bitecek. Dersim’de dört mevsim boyunca yaşamı ortaklaştırmaya, haklarımızı almak için çalışmalar yapmaya, daha yaşanılır bir kent için talepler sunmaya ve bu taleplerin örgütleyicisi olmaya devam edeceğiz.vc

Nasıl çalışmalı, kadın çalışmasını nasıl ele almalıyız?

Kucağımızdaki çocukla, elimizdeki çapayla, hamurla, yaşamlarımızla birlikte bugün bir aradayız. Bulunduğumuz her yerde ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel iyileştirme ve düzenlemeleri talep etmeli ve toplumsal cinsiyet eşitliğini denetleyen mekanizmalarda yer alan kadın, LGBTİ+ katılımını sağlayacak ve koruyacak politikaların takipçisi olmalıyız. Çünkü toprağı filizlendiren bizler, yufkada, hizmet sektöründe ter dökenler, yani dünyayı döndürenler nasıl ayrı görebiliriz ki kendimizi bir kenti yönetmekten?

Kadınlık, içinde yaşadığımız toplumsal sistemde, eğitim, statü, kültür gibi değişkenlerden azade olup erkek ve ev üzerinden tanımlanıp geleneksel rollerin sürekliliği için her gün medya ve siyaset gibi kanallara yeniden üretilir. Siyasetteki heteroseksist erken egemen sömürüsü en çok kadınların temsiliyeti üzerinden kendini göstermektedir. Konumuz üzerindeki yerel yönetimlerdeki kadınların temsiliyet oranı yok denilecek durumda olmasına karşın engellenmeye çalışılıyor. Bu da başta dediğimiz gibi kadınlara dayatılan rollerin evle sınırlandırılıp, erkeklerin ise kamusal alanda yer alıp, siyasal, toplumsal ve ekonomik olarak günün erilleştirilmesinden ileri gelmektedir.

Siyasetteki erkek egemenliği, kadınların engelleniyor olmasının esas kaynağıdır ve bu aynı zamanda bir sınıfın tezahürüdür. Bu anlamda pozitif ayrımcılık ve kadın kotası, siyasetteki, yönetimdeki erkek egemen politikaları değiştirmek için oldukça önemlidir. Bu yüzden her alanda en az %50 kadın kotasının uygulayıcısı ve denetleyicisi olmaya devam etmeliyiz.

Kadın çalışmamızın güçlenmesi, taleplerle kurumsallaşması ve örgütlenerek yerelleşmesi gerçekliği ve ihtiyacı bakımından yerel yönetimler muazzam olanaklar sunmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı politikaları yaygınlaştırmak için en verimli anı bulundurmakta aynı zamanda yaratmaktadır. Bu nedenle gittiğimiz her yerde kadınların kente, köye, mahalleye dair taleplerini alıp takipçisi olacağımız bir talep haline çevirmeliyiz. Erkek egemen ‘değerleri’ toplumsal bir kural haline getirip savunan eril siyaseti zayıflatmak için kadın meclislerini yaygınlaştırmak ilk hedefimiz olmalı. Bugünden geriye dönüp baktığımızda kadınların oy ve temsiliyet hakkını elde edişinden bugüne bir karşılaştırma yapmak dahi bu örgütlü çalışmanın izahı olacaktır.

Peki, biz kadınlara göre durum nasıldır? Durumun kendisi özenle mücadeleyle açıklanmaya muhtaçtır. Zira hiçbir temsiliyet ya da kazanım bize verilmiş bir hak değildir. Yüzlerce yıl öncesine dayanan talep ve mücadelelerin ürünüdür. Bugün daha da ilerideyiz. Kadın meclislerini oluşturup, kadına yönelik şiddetle, istismarla, ekonomik şiddetle, ayrımcılıkla mücadele ettiğimiz daha güçlü bir dönemdeyiz.

Zaten tüm bunlar cinsiyet ilişkilerini tahlil etmek ve bu ilişkilerin dönüştürülmesini hedefleyen, politik yaklaşımlar geliştirmek isteyen bizler için oldukça önemlidir. Çünkü bulunduğumuz alanlarda kadınların erklik ve yaşamla kurduğu ilişkilerin niteliğini anlamak, gündelik yaşamımızdaki güçlenme ve politik kazanımlar için önemli ve gereklidir. Bu nedenle çalıştığımız her yerde, bulunduğumuz her yerde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayan ve cinsiyetçi politikaları teşhir eden bir hatta çalışmalar gerçekleştirmeli, eril politikalarla yabancılaştırdığımız emeğimize daha fazla sahip çıkmalı ve hatırlamalıyız. Zira erkek egemen sistem toplumsal denetim kanallarında, üretim ilişkileri ve araçlarında kurumsallaştırdığı ve süreklileştirdiği cinsiyet temelli politikaların tümüdür. Biz de bunu unutmayarak güne başlamalı, sokakları arşınlamalı, sömürge olan evleri yıkmalıyız. Belediyenin, muhtarlığın her daim bizlerin ellerinde olduğunu unutmamalı, her gün yarın için talepler sunmalı, toplumsal iyileştirmeyi destekleyecek politikaların takipçisi ve örgütleyicisi olmalıyız. Biz dururken hak vereceklerini mi sanacağız? Asla! Çünkü kadınları eve kapatmaktan oldukça memnunlar.

Peki, neler talep etmeliyiz?

Daha uygun ve gerçekçi bir iyileşme için Dersim merkez tüm ilçelerin demografik, sosyolojik, ekonomik, kültürel bir haritası çıkarılarak yalnızca insanların değil doğanın da ihtiyaçlarını ve haklarını karşılayacak somut bir çalışma programı oluşturmalıyız. Mesela Ovacık’ta kaç kadın var, kadım emeğini değerlendirmek için neler yapabiliriz, yaşam kalitesini arttırmak için nasıl düzenlemeler yapabiliriz, tüm bunları belirginleştirip bir yol haritası çıkartmalıyız. Yaşam için emek veren herkesin katılımı ve söz hakkı yerel yönetimler politikamızın can suyudur. Yerel yönetimlerle ilişkimiz her şeyden çok irade gerçekliği ve zorunluluğuyla ilintilidir. Cinsiyetçi eşitsizlikler ancak böyle gerileyecektir çünkü. Önerilerimi muhakkak ki eksiklikleriyle şöyle sıralayabilirim:

Belediye ve tüm birimlerde çok dilli hizmetle birlikte:

* Kreş (karma eğitimciler)

* Toplumsal cinsiyet eşitliği birimleri

* Kadın evleri

* Kadın sendikaları

* Kadın kooperatiflerin yaygınlaştırılması

* Kadın emeği pazarları

* Toplumsal cinsiyete duyarlı istihdam

* Düzenli sağlık kontrolleri(meme ve rahim ağzı kontrolü), ücretsiz ped

* Belediyelerde ve bütün işletmelerde %50 kadın kotası ile birlikte eşit işe eşit ücret uygulanması

* 8 Mart, 25 Kasım, 20 Kasım’ın ücretli tatil kapsamına alınması

* Regl döneminde ücretli izin aynı zamanda gebelik dönemi ve sonrasında ebeveyn izinleri

* Yaşlı, engelli bakım evleri(karma eğitimciler)

* Ev içi emeğini komünleştirme çalışmaları

* Şiddet ve nefret suçunu önleyici çalışmalar

Son olarak bizlerin bu alanda önemli deneyimleri mevcut. Aynı zamanda eksikliklerimizden yola çıkarak güçlendirdiğimiz deneyimler bunlar. Tüm bunları söylemişken şu eleştirimi de sunmak istiyorum. Tüm adayların belirlenme süreçlerinde en az %50 kadın kotası uygulanmalıydı. Bunu bir daha ellerimizden kaçırmayalım. Kadınların ikinci cins olarak görüldüğünü, ayrımcılığa uğradığını, yerel yönetimlerden daha doğrusu tüm yönetsel süreçlerden dışlandıklarını elbette ki iyi biliyoruz. Kadınların bu kadar geriye itilmeye çalışılmasının nedenini toplumsal cinsiyet rollerinin geleneksel bir kural haline getirilmesine daha yakından bakıp sorgulamalı ve teşhir etmeliyiz. Çünkü kadınlar için öncelikle erk sistemden kaynaklanan sorunlara yönelmek hizmet politikası açısından yaşamsal değerde olacaktır. Kadın ve erkek eşitliği için eğitimler, toplumsal cinsiyet birimleri, ayrımcı politikalar ve ekonomik tahakküme karşı çözümler yerel yönetimlerin her fırsatta öncelik vereceği konular olmalı.

Bizim her alanda eşitlikçi, politikalarında ve yönetsel mekanizmalarında cinsiyetçiliğin yarattığı eşitsizliklerin farkında olan yerel yönetimlere ihtiyacımız var. Bu nedenle kadın meclislerimiz her yerde aktif bir şekilde kadınların katılımı için çalışmalı ve üretmeli. Şiddete, istismara, cinsiyetçi iş bölümüne dair söyleyecek çok şeyimiz var. Yan yana gelmeli ve yürümeliyiz yalnızca.

“Yeterince gömüldük, görülmedik, yeterince kirli bulaşık yıkadık, yeterince kirli lavabo temizledik, saçlarımızı yeterince süpürge ettik, bir çocuğun sorumluluğunu yeterince tek başına üstlendik, yeterince çifte sömürüye maruz kaldık.” Şimdi bizim olan kente geri dönüyoruz. Tüm Dersimli ve Dersim dostu kadınları bir kez daha selamlıyorum. Çalışmalarda olamayacağız ancak önerilen tüm platformlarda yer alacağız. Şimdi koyamadığımız ellerimiz için bir boşluk bırakan, ellerimiz muhakkak orada olacak. Attığımız her adım daha iyi bir kadın politikası ve daha yaşanılır bir kent için olacak. Dersim sizlerle güzeldi, sizlerle daha da güzelleşecek. Hepinizi tekrardan 8 Mart’ın coşkusuyla selamlıyorum/z. Başarılar…

Ez ji jinên  azad re silav dikim /Ma be xer di ciniken azad!

gazetepatika8.com

Share