Cecilia Palmeiro’yla söyleşi: Uluslararası kadın grevi ve yüzde 99’un feminizmi

Söyleşi: Linda Yang

Çeviri: Başlangıç Dergisi


Cecilia Palmeiro, Buenos Aires’teki New York Üniversitesi’nde Latin Amerika edebiyatı ve queer teori alanında profesör. Kendisi aynı zamanda, Arjantin’den doğan uluslararası Latin Amerika feminist hareketi Ni Una Menos‘un[1] deneyimli üyelerinden.

Palmeiro, Mart 2017’deki Uluslararası Kadın Grevi’ni örgütleyenler arasında yer aldı. “Yüzde 99 için feminizm şiarıyla yola çıkan grevin amacı, enformel emek piyasalarında çalışan kadınları temsil etmekti -bunlar, lean-in feminism‘in gözardı ettiği kadınlardı.[2]

Uluslararası kadın grevi 8 Mart’ta gerçekleşti; kısa süre öncesinde Polonyalı kadınların grevi ve Güney Koreli kadınların grevi yaşanmıştı. O günden beri, “[bizler] kızkardeşlik ve dayanışma üzerine kurulu yeni bir enternasyonalizm örmeye başladık diyor,” Palmeiro: “Bu da, önümüzde yeni bir politik ufuk ve beklenmedik ittifak imkanları açtı.”

“Erkekler tarafından erkekler için yaratılan dünya iç çelişkileri nedeniyle çökerken, yeni bir dünya tasavvur ve inşa ediliyor,” diye ekliyor.

Biz de Broadly olarak, Palmeiro’ya örgütlenmeyle geçen son yılını, küresel feminist direniş ağlarının nasıl güçlenip geliştiğini, ayrıca 2018 uluslararası kadın grevi için neler planlandığını sorduk.

Geçen yıla dönüp bakarsak, 2017 senin için ne anlam ifade ediyor?

2017, feminizmin ve arzu politikasının tarihinde bir dönemeç oldu. İlk kez olarak, 55 ülkeden kadınlar ve feminize edilmiş bedenler, ataerkil ve kolonyal sömürü biçimlerine karşı grev yapmak için örgütlendi. Bu, şimdiye kadar kolektif olarak deneyimlediğimiz en büyük ve en radikal süreçti.

Yıl, başka bir tarihi olayla açılmıştı: ABD’de 600’ün üzerinde şehirde gerçekleşen Kadın Yürüyüşü. Ancak bu olaylar birer süreçtir, belirli bir tarihte başlayıp bitmezler.

Grevin ardından, bir feminist siyaset ağı oluşturduk Arjantin’de. İşçilerce işgal edilmiş fabrikalarda, çatışmaların sürdüğü yerli topraklarında ve başka mücadele alanlarında meclisler kurduk; siyasi tutsakların arasında, eğitim reformuna direnen liselerde. Sadece machista [ataerkil, maço] şiddet arzusunu teşhir etmekle kalmadık, aynı zamanda toprak, emek ve insan hakları mücadelelerini feminist bir bakış açısıyla birbiriyle bağladık.

2017 yılı feminist dalganın, bizim adlandırdığımız haliyle dünya kadınlarının sınırları, dilleri ve kimlikleri aşan bu okyanusvari protestolarda yarattıkları yeni kolektif öznenin yılı. Bu dalga kesişimsel, yatay, çapraz, küresel: Kendimizi devrimci bir özne olarak kurduk, ancak devrimimiz demokrasinin geleneksel temsili biçimlerine dökülemez; her ne kadar her yerde ortaya çıkıp sel gibi yayılsa da. Dalga sanat dillerine nüfuz ediyor, politik partilere müdahale ediyor, sendikalarda gündemi belirliyor, fabrikalarda ve enformel ekonomide üretim ilişkilerini dönüştürüyor, hayatın her alanında iktidar mücadelelerini ateşliyor. Sokak protestolarında çiçek açıyor ve hanelerde, yataklarda patlak veriyor. Bu varoluşa dair bir devrim; her şeyi değiştirmek için örgütleniyoruz biz.

Kendi bölgende Kadın Grevi örgütlenmesinde yer aldın. Grev sona erdikten sonra kendini nasıl hissettin?

Micromachismo‘dan[3] tut kadın cinayetlerine kadar, machista şiddete maruz kalan bütün feminize edilmiş bedenler arasında empati yaratarak, bir güç ve sosyal dönüşüm kaynağı olarak uluslararası ve kesişimsel kızkardeşliğimizi güçlendirdik. Diğer kadınları (ataerkinin istediği şekilde) rakip olarak görmek yerine, onların mücadeleleriyle özdeşlik kuruyoruz. Aynı davayı paylaşıyoruz; şiddet hepimizi farklı etkiliyor olabilir ama kökü aynı. Bu, uluslararası grev örgütlenmesinin bir getirisi; sadece bir olay değil bu, yaratıcı bir süreç; küresel itaatsizlikleri ve direnişleri haritaya döküyoruz, kavram ve mücadeleleri dile getiriyoruz, sömürü ve ‘kazıp çıkarmacılık’[4] biçimlerini görünür kılıyoruz; ve bizzat gezegendeki yaşamın tehdit altında olduğu insanlığın bu kritik anını ele alan radikal bir feminist perspektif inşa ediyoruz. Fedakarlık değil yaşam üzerine kurulu bir feminist hayat etiği geliştirdik ve cinsiyetlendirilmiş, cinselleştirilmiş ve ırksallaştırılmış uluslararası işbölümüne meydan okumak için yeni kavramsal araçlar geliştirdik.

Ni Una Menos şimdiden 2018 Kadın Grevi’ni örgütlemeye başladı. Bu grevin neler getireceğini umut ediyorsun?

2018’de, çoktan geliştirilmiş ve test edilmiş ağlarımız olacak. İlk Uluslararası Kadın Grevi’ni gelecek dünyanın, içinde yaşamak istediğimiz dünyanın provası olarak örgütlemekte başarılı olduk. Grev yapmak bize, emek sömürüsünün üzerindeki, beden ve topraklarımıza yönelik kazıp çıkarmacılık biçimlerinin üzerindeki doğallık halesini sıyırıp atma şansı verdi. Bu yıl, grev şu soru etrafında örgütlenecek: “Kadınlar nasıl grev yapar?”

Çünkü, formel piyasada çalışma bizim yegane emek biçimimiz değil. Dünyadaki kadınların çoğu ücretli çalışma ayrıcalığına sahip değil. Ev kadınları, işsiz kadınlar, öğrenciler, emekli kadınlar, enformel ekonomide çalışanlar; kadın nüfusunun çoğunluğunu teşkil ediyor. Dolayısıyla bizim grevimiz yaratıcı bir araç olmalı. Öncelikle ne şekillerde çalıştığımızı görünür kılmalıyız. Bize dayatılan ve bizim “doğal” olarak emek sarfettiğimiz görevleri algılamamız gerekli: Sevgi söz konusu olsun olmasın, bakımın, yeniden üretimin, ev içi emeğin adı konmalı. Ardından da, Nasıl grev yaparız?, sorusu bize yaşamımızın denetimini ele almak için araçlar veriyor; itaat etmemek ve yeni yaşam biçimleri oluşturmak için. Çünkü, piyasadaki değersizleştirilen emeğimiz ve evdeki tanınmayan emeğimizle, dünya kadınları olarak kapitalizmin dayanağı halindeyiz. Üretici süreçlerdeki konumumuzu bir kere kavradıktan sonra, dünyayı değiştirme gücüne sahibiz.

Ni Una Menos hareketinin geçen Mart ayından beri çok geliştiğini söyledin. Ni Una Menos nasıl gelişti ve nasıl genişleyeceğini umut ediyorsun?

Grevden bu yana, özellikle Latin Amerika’da süregiden muhafazakâr restorasyon bağlamında, mücadelenin farklı cephelerini birbirine bağlıyor ve örüyoruz. Biz emek, sömürü ve ‘kazıp çıkarmacılık’ konularına odaklandık. Bu yeni ve yoğun neoliberalizm dalgası yüzünden, bedenlerimiz ve topraklarımız tehlikede. Müşterek alanlara dair çatışmalar yaşanıyor: Ulusaşırı şirketlerin el koyduğu topraklarda köylüler ve yerli halk yerinden ediliyor (örneğin Benetton Patagonya’da bunu yapıyor); devletin iğdiş edilmesiyle beraber kadınların eğitim, sağlık ve güvenlik olanaklarına erişimi ortadan kalkıyor; bedenlerimize birer fetih ganimeti gibi el konuyor, sömürülüyor ve disipline ediliyoruz. Yerli feminizmi, siyah feminizmi, göçmen feminizmi, queer feminizmi ve popüler feminizmi birbirine bağlayarak, ittifaklar oluşturduk; farklı şiddetlerin kesişim noktalarına ışık tutarken aynı zamanda olası direniş stratejilerini ortaya koyduk. İşte bu yüzden bizim hareketimize feminizmin dördüncü dalgası ya da yüzde 99’un feminizmi deniyor.

Çeşitli meseleleri birbiriyle bağlantılandırma ve daha derinden kavrama şansımız oldu: Yaşamlarımızı tehdit eden tarım şirketleri, bir yaşam kaynağı olarak Toprak Ana’nın savunusu, sömürgecilik karşıtı ve neoliberalizm karşıtı mücadeleler bağlamında haklarımızın ve özerkliğimizin savunusu (üremeyle ilişkili hakların temel bir kamu sağlığı meselesi olarak kabulü). Grevden bu yana, çeşitli biçimlerde feminist meclisler pıtrak gibi çoğaldı. Kadınlar her alanda örgütleniyor—akademiden tut gecekondulara, siyasi partilerden tut liselere dek—doğrudan demokrasiyi hayata geçiriyor ve sosyal dokuyu kolektif olarak yeniden inşa ediyor. Varoluşumuz üzerindeki tıbbi ve finansal kontrolü, doğrudan eylemle yaratıcı biçimde sorguladık. Taleplerimizin neoliberalizm tarafından iç edilmesini eleştirdik. Umudumuz, feminizmin bu felaketten çıkışın yolu olabileceği şeklinde.

Geçen yıl sende ne bıraktı: Hayal kırıklığı, umut?

2017 heyecan kadar hayal kırıklığı da getirdi. Sosyal manzaraya bakarsak, çok yıkıcı bir dönemdi. Yoksulluk ve şiddet tüm dünyada yayıldı. Çatışmalar her düzeyde patlak verdi: Küresel savaş tehdidinden, kadın cinayetlerindeki artışa kadar. Neoliberal politikalar ve yüzde birlik hakim elitin sonsuz açgözlülüğü, hükümetlerin de suç ortaklığıyla beraber insanlığın bu krizine yol açtı. Umudumuz, dünya nüfusunun yarısından fazlasının bu çılgınlığı sona erdirmeye karar vermesi. Kadınlar insanlık fabrikalarının sahibidir: Sadece farkındalığı artırıp, kendi gücümüzü ele almamız yeterli.

Mücadele yüzünden yorulmuş veya tükenmiş hissedenlere tavsiyen var mı? Yol almaya nasıl devam edeceğiz?

Her gün, hak ve özgürlüklerimizin daha da kısıtlandığını gördükçe hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaşıyoruz. Ancak şunu hep aklımızda tutmamız lazım: İçinde yaşadığımız dünyayı biz inşa ederiz, dolayısıyla onu değiştirmek de bizim elimizde -mikro-politik düzeyden, gündelik yaşam siyasetinden başlayarak. Herkes fark yaratabilir. Feminist devrim için hiçbir şey çok küçük değil. Yeni bir güç yaratıyoruz ve mümkün olan her şekilde bu dalgayı beslememiz gerekli. İnsanın kendisinden büyük bir şeyin parçası olduğunu bilmesi bile, rahatlatıcı, harekete geçirici bir şey. Devrimci süreçte duygu ve yaratıcılığın rolünü hafife almayalım.

2018’e girerken, hangi inisiyatifleri önemli görüyorsun? Neler başarmayı umut ediyorsun?

Ni Una Menos dışında, bazı başka kadın yoldaşlarla beraber kısa süre önce Kadın Sanat Emekçileri Sürekli Meclisi’ni kurduk ve bir Feminist Sanat Pratiklerine Angajman Bildirisi yayımladık.[5] İlk amacımız, grev yapmaya dair yaratıcı perspektifler sunmak ve sanat dünyasındaki ataerkinin üzerindeki doğallık halesini kırmak, parçalarına ayırmak. Kadın hassasiyetlerinin ve dünya görüşlerinin ön plana çıkması, sansürlenmemesi hayati önemde; her alanda eşitsizliğe karşı faaliyet yürütüyoruz.

Ni Una Menos olaraksa 2018 için temel planımız, ikinci Uluslararası Kadın Grevi’nin örgütlenmesi ki, bu şimdiden dev bir kampanya halinde sürüyor. Bunun ardından, daha fazla ittifak oluşturmayı, sosyal protestonun yeni dillerini tahayyül etmeyi, ve yeni topluluk biçimleri oluşturmayı hedefliyoruz. Yeni örgütlenme biçimleriyle deney yaparak, ufkumuzu genişletmeye devam etmeyi umut ediyoruz.

Erkekler tarafından erkekler için yaratılan dünya iç çelişkileri nedeniyle çökerken, yeni bir dünya tasavvur ve inşa ediliyor. Gelecek biziz.


Orijinali: Vice


[1] Ni Una Menos, ‘Bir kadın daha eksilmeyeceğiz’ diye çevrilebilir -çn
[2] Lean-in feminism: Kadınların iş piyasasında yükselerek erkeklerle eşit haklara kavuşacağını öngören bir tür elitist, işkadını ideolojisi -çn
[3] Mikro maçoluk, gündelik ataerki -çn
[4] Extractivism: hafriyatçılık, kaynak sömürüsü -çn
[5] nosotrasproponemos.org

Gazete Karınca