Edebiyat ve sanata kadın özgürlüğünü fısıldamış bir isim: Colette

“Yaşama dair ne gösteri varsa, hayatım boyunca en çok çiçek açmalara merak saldım… Her sabah uyandığımda dünya bana yepyeni gelir, çiçek açmaktan yalnızca ölmek için vazgeçeceğim”

Sidonie Gabrielle Colette 28 Ocak 1873’te Fransa’nın güneyindeki Saint-Sauveur-en-Puisaye’de dünyaya gelir.

Bir taşra kasabasında asker emeklisi bir bir baba ve renkli bir mizaca sahip anneden dünyaya gelen Colette, annesi sayesinde dogmalara biat etmeyen bir çocuk olarak büyür. Annesinin bu kendine münsahır, çocuklarını çok seven ama bir o kadar da çekinilen karakteri Colette’in benliğinde önemli etki yaratacaktır.

Colette’in birçok savaşta görev almış olan babası ise aslında hayatı boyunca yazmak istemiş lakin bu alanda bir türlü başarılı olamamıştır. Yaşamını yitirdiğinde ardında mürekkeple hiç buluşmamış birçok defter bırakmıştır. Boş defterler Colette’in sözcükleriyle dolacaktır.

İşte böyle bir ailede büyüyen Colette 20 yaşına geldiğinde gazeteci, yazar ve eleştirmen Willy lakaplı Henry Gauthier-Villars ile evlenir. Colette bu evlilikle birlikte büyüdüğü taşradan da ayrılır ve Paris’e taşınır.

Dolandırıcılığıyla nam salmış olan Henry’nin, yazım yeteneğini fark ettiği Colette’i bir odaya kapatıp yazmaya zorladığını belirtir bazı kaynaklar.

Ve Colette’in bu koşullarda yazdığı ancak Henry’nin adıyla yayımlanan ilk eseri ‘Claudine’ isimli roman serisi olur. Bu kötü koşullarda gerçekleşen yazım süreci Colette’in yazın dünyasına attığı adımın başlangıcı olur.

Ayıplamalarla gülerek dalga geçen Colette

Colette 1905 yılında kendisini aldatan Henry’den boşanır. Bu ayrılık Colette için güzel bir başlangıç olur ve kendi imzasıyla ilk kitabını çıkarır: ‘Hayvan Diyalogları’.

Boşanma sonrası bir süre müzikhollerde şarkı söyler. Bu sıkıntılı ancak verimli süreçte ‘Duygusal Sürgün’, ‘Avare’ ve ‘Müzikholün Diğer Yüzü’nü yazar.

Colette hem yaşamı hem de yazdıklarıyla düzenin istemediği bir kadındır. Ancak o, ne yaptığını gayet iyi bilmektedir. Kendisini ayıplayanlara dudağının kenarına yerleştirdiği umursamaz muzip gülüşle yanıt verir.

Bu dönemde Sopy Mathilde de Morny isimli kadınla yaşadığı ilişkisi ufak bir ‘skandal’ yaratır.

Kadın vücudu ve ‘kamu ahlakı’

Colette müzikhol tecrübelerinin ardından edebiyatın yansı sıra sahneye de ısınmıştır. 1906’da kısa bir tunik ve başında iki boynuz ile Mathurins sahnesinde seyirci ile buluşur. Colette bu oyunda bir bakireyi büyüleyen ve şehveti ile onu ormanın karanlıklarına doğru çeken yabani bir kadını canlandırır.

Bu temsili, Kraliyet Tiyatrosu’nda rol aldığı bir oyun takip eder. Bu oyunda Colette ve rol arkadaşı olan aktris sahnede öpüşür. Ve oyun büyük yankı uyandırır. Colette çizginin dışından gülümser toplumun diğer ve – iki – yüzüne.

Onu eleştirenler kadar alkışlayanlar da vardır elbet. Bu dönemde dönemin önemli dergilerinden ‘La Figaro’da Colette’e övgü yazısı yayımlanır.

Moulin Rouge’da oynadığı ve bir mumyayı canlandırdığı ‘Mısır Düşü’ oyunu ise tabir-i caizse yeri yerinden oynatır. Colette bu oyunda rol arkadaşıyla öpüştüğünde seyirci küfür edip, sahneye eşya fırlatmaya başlar. Saldırı öylesine büyür ki polis gelerek salonu boşaltır.

Olaylı oyunun ardından iki kadın oyuncu basın tarafından hedefe konur ve ‘ahlaki sapkınlıkla’ suçlanır. Paris emniyeti bu piyesi yasaklama kararı alır.

Bu yasak ve ayıplamalara karşı öfkelenen Colette, adeta ‘işte şimdi başlıyoruz beyler’ der ve ‘Et’ isimli oyunda kıyafetini çıkarıp memelerini açar. Alper Maritimes valisi bu iki memenin ‘kamu ahlakına zarar verdiği’ni düşünür ve piyesi yasaklamakla tehdit eder Colette’i. Derken yapılan görüşmeler sonucu Colette’in tek memesini göstermesine razı olur.

Colette onlara uymaz, bu ahlak anlayışının kadim koruyucularını önünde diz çöktürür. Bu bir kadının, basının diliyle ‘skandalların kraliçesi’nin zaferidir.

Bu oyunla Fransa’da turneye çıkar. Döndüğünde evliliği boyunca Colette’a zarar veren Willy psikolojik saldırılarına devam eder. Willy basına, Colette’in kendisini harap ettiğini söyler. Savaşı Willy başlatmıştır, Colette da buna iştirak eder. Willy’nin imzasıyla yayımlanan ‘Claudine’yi kendisinin yazdığını anımsatarak şunları söyler:

“Kişisel hınçlarını tatmin etmek için metnime birkaç cinas, müstehcen ve amiyane söz eklemekle meşguldü.”

Akademiye kabul edilen ilk kadın yazar

Colette, 1912’de ‘Le Matin’ gazetesinin editörü Henri de Jouvenel des Ursins’le evlenir. Bu evlilikten Colette de Jouvenel adını verdiği bir kızı olur. Derken savaş patlak verir Henri savaşın ardından siyasete atılır. Colette ise Matin’in yazıişleri müdürlüğünü yapmaya başlar. Bu dönemde ‘Bencil Yolculuk’ ve ‘Claudine’in Evi’ni kaleme alır.

Colette evliliğinde Henri tarafından aldatılır. Bunun ardından 1919’da yanlarına gelen Henri’nin oğluyla bir ilişki yaşar ve Henri’den boşanır. Bu ilişki ise 5 yıl sürer. Colette yaşadığı bu ilişkiyi ‘Cicim’ adlı kitabında hikayeleştirerek anlatır.

Colette evlenir ayrılır, kalbinin dikine gider, hata yapar, başarır, üzülür, mutlu olur ama sade ve sadece kendisi karar verir yürüyeceği yola. Ahlak normlarını kabullenmediği toplumun hem içinde hem de kendine özgü yaşamayı başarır. Kim ne derse desin yazar, oynar, şarkı söyler ve aşkı tüm tutkusuyla yaşar. Hayatın her zerresini tutkuyla yaşar.

1930 yılında Belçika ve Concourt akademilerine üye olur. Colette böylelikle Concourt’a kabul edilen ilk kadın yazar olma ünvanını kazanır.

1935’te Musevi bir iş insanı olan Maurice Goudaket ile evlenen Colette, Birinci Dünya Savaşı sırasında Opéra de Paris’ de balerin olarak çalışır.

Almanya’nın Fransa’yı işgal ettiği yıllarda hem eşini hem de Yahudi arkadaşlarını korumak için uğraş verir. Bu dönem onun daha dingin çağlarını oluşturur.

1944 yılında 72 yaşındayken yazdığı ‘Gigi’ adlı romanı çok büyük ün kazanır. Kitap hem filme çekilir hem de müzikal olarak Broadway’de sahnelenir.

Çiçek açmaların kadını

Eserlerinde ve oyunlarında çoğunlukla kadın özgürlüğüne odaklanan Colette, 3 Ağustos 1954’te Paris’te aramızdan ayrıldı.

Çiçekler açmanın kadını Colette, ardında onun izleri ve yaşanmışlıkları olan çok sayıda eser bıraktı. Hayatı filme konu oldu. Yaşamı dilden dile, edebiyattan sohbetlere dek uzandı.

Ve dediğini yaptı; o, çiçek açmaktan yalnızca ölmek için vazgeçti.

gazetekarinca.com


Kaynak
‘Yedi Kadın’ – Lydie Salvayre (Çeviren: Atakan Karakış) Alakarga Düşünce